Afet Sonrası Üç Hâkim Duygu ve Bir Başaçıkma Yolu

<strong>Afet Sonrası Üç Hâkim Duygu ve Bir Başaçıkma Yolu</strong>

“İçimiz acıyor!” Depremden sonra yaşadığımız duyguları ancak somatik deyimlerle tanımlayabiliyoruz. En çok korku, üzüntü ve öfke hissediyoruz. Peki bu olumsuz duygularla nasıl baş edeceğiz? Araştırmalar gösteriyor ki, yıkım karşısında genetik bir gücümüz var. Bizim gibi toplulukçu toplumlarda sosyal destek ve beraberlik stres ve yıkımla daha kolay baş edebilmemizi sağlıyor. Bu makalede, afet sonrası yaşadığımız üç ana duyguyla nasıl başaçıkabileceğimiz hakkında bilgiler bulacaksınız.

Korku ve üzüntü, beden ısısının en düşük olduğu iki duygudur; ‘korkudan donup kalırız’. Bu iki duygunun diğer bir ortak özelliği de insanı içine kapatması, iletişimden uzaklaştırmasıdır; ‘üzüntüden ağzımızı bıçak açmaz’.  

Türkçemizdeki somatik* deyimlere baktığımızda genelde duygu ifadesinde dış organlarımızı kullandığımızı görürüz ancak korku ve üzüntüyü daha çok iç organlarımızla ifade ederiz – korkunca ‘yüreğimiz ağzımıza gelir’, ‘ödümüz patlar’ örneğin, ya da üzülünce ‘bağrımız yanar’, ‘içimiz acır’. Dış organların baskın olduğu deyim haznemizde korku ve üzüntünün iç organlarla dile gelmesinin, dünyada yapılan araştırmalarla paralel olarak, bu duyguların bizi iletişimden çekmesinin ve içimize kapatmasının bir sonucu olduğunu düşünüyorum.

Korku ve üzüntü, yaşadığımız olağanüstü zamanların en baskın iki duygusu. Bu duyguların doğası, onları ifade etmeyi bizim için zorlaştırabilir. Ancak tam da bu zorlanma, bu yoğunluktaki duygularımızla başaçıkmada bizi güçsüz bırakabilir. Duygularımızı dile getirmek, konuşmak, dinlemek, yalnız olmadığımızı hissetmek, anlaşıldığımızı görmek, bu zamanları daha sağlıklı atlatmamıza yardımcı olacaktır. Bu zor dönemde ‘dişimizi sıkmak’ değil bilakis gevşetmek bizi daha dirayetli kılar;  iletişime açık olmak daha güçlü ve dirençli kılar.

Yıkım karşısındaki genetik gücümüz

Gen/kültür etkileşimiyle ilgili araştırmalar henüz emekleme döneminde olsa da çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor.

Genlerin karakteristik özelliklerini kodlayan, taşıdığı kodlarla farklı özelliklerin ortaya çıkmasını sağlayan varyasyonlarına alel adı verilir. Örneğin göz rengini belirleyen genin mavi rengi ortaya çıkaran versiyonu ile kahverengi rengi ortaya çıkaran versiyonundan her biri aleldir.

Serotonin** taşıyıcı genin (5-HTT) iki farklı biçimi bulunur: Uzun ve kısa aleller. Kısa alel taşıyıcılarında riskten kaçınma, kaygı gibi mizaç özellikleri daha yaygındır. Bir araştırma, kısa alel taşıyıcılarının doğal afet tehdidi karşısında sosyal destek bulamazlarsa depresyona girme ihtimalinin, uzun alel taşıyıcılarına göre 4.5 kat fazla olduğunu ortaya koydu. Ancak kısa alel taşıyıcılarının diğer bir özelliği, sosyal etkilere karşı duyarlılığın daha fazla olması… Stres karşısında sosyal destek, kısa alel taşıyıcılarının en büyük yardımcısı. Sosyal destek olduğunda uzun alel taşıyıcıları kadar strese dayanıklı oluyorlar.1

Yirmi dokuz ülkeyi kapsayan bir araştırmada Türk toplumunun da, araştırmadaki diğer toplulukçu kültürler gibi, ağırlıklı kısa alel taşıyıcıları arasında olduğu ortaya kondu (bkz. Şekil). Başka bir deyişle sosyal destek ve birliktelik, stres ve yıkım karşısında bizi güçlü kılan bir ekoloji yaratıyor. Bunun tersi de geçerli: Sosyal desteğin yokluğu bizi yıkım karşısında çok kırılgan kılıyor.

Şekil. Bireycilik-toplulukçuluk indeksi (Hofstede, reverse scored) ile 29 milletin 5-HTTLPR kısa alel taşıyıcı sıklığının korelasyon analizi sonuçları (Chiao ve Blizinsky, 2009).

AŞAĞIDAN YUKARI:

Birleşik Krallık

Amerika

Avustralya

Macaristan

Danimarka

İtalya

İsveç

Fransa

Güney Afrika

Almanya

Finlandiya

Estonya

Polonya

Avusturya

İsrail

İspanya

Arjantin

Hindistan

Japonya

Rusya

Türkiye

Brezilya

Meksika

Tayvan

Singapur

Kore

Porto Riko

Çin

Öfkeyle kalkan…

Öfke, bu dönemde baskın olan diğer bir duygumuz – korkuyla ortak noktası, ikisinin de bulaşıcı bir hastalık gibi hızla yayılması. Korkudan iki temel farkı var:

1. Beden ısısının, korkunun aksine, en yüksek olduğu duygu (kızgınlık, kızmak, kızıl… aynı köke sahiptir)

2. Korkunun aksine, kişiyi iletişime yöneltmesi, kendini ifade etme isteği uyandırması.

Öfke bedenin ısısını artırıp enerji verdiği için birçok kadim kültürde makbul bir duygu sayılmış. Türk kültüründe ise bu duygunun en belirgin özelliği ‘öfkeme yenildim’, ‘öfkemin kurbanı oldum’, ‘gözüm döndü’ gibi deyimlerimizden de anlaşıldığı gibi, duyguyu kontrol etmenin zorluğu… Kızgınlığın verdiği enerjiyi yapıcı kullanabilmek mümkünken, bu duyguya kapılıp savrulunca ‘keskin sirke küpüne zarar’ veriyor. Duyguları (‘sinir küpü’ gibi) ‘küp’ olup biriktirmek yerine doğru ve kontrollü şekilde duygunun akmasını sağlamak, özellikle kızgınlık karşısında bizi daha güçlü ve bilinçli kılar.  

Sonuç

‘Olumsuz duygular’ın bu kadar yoğun yaşandığı bir dönemde unutmamamız gereken gerçek, duyguların geçici olduğudur… Ancak bu sırada bizi ezip geçmemesi için onları ifade etmeye, paylaşmaya, dinlemeye önem verelim…

* İçinde organ adı geçen deyimler.

** Bağışıklık sisteminin hücreleri tarafından salgılanan, enflamasyon ve kanser patogenezinde kilit rol oynayan moleküller.

Kaynakça:

  1. Chiao J, Blizinsky K. Culture-gene coevolution of individualism-collectivism and the serotonin transporter gene (5-HTTLPR). Proceedings. Biological sciences / The Royal Society 2009; 277. 529-37. 10.1098/rspb.2009.1650.

Not: Aksi belirtilmedikçe bütün referanslar için bkz: ‘Türk’ün Kalbi Nasıl Çarpar’, İdil Sevil, Doğan Novus, 2021.

Diğer Makaleler

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar

Personova Kişilik Envanteri Testi