Mutlu Olarak Değişmek, Keyif Alarak Gelişmek Mümkün mü?

Mutlu Olarak Değişmek, Keyif Alarak Gelişmek Mümkün mü?

Reskilling ve Upskilling Kavramlarına Farklı Bir Bakış

Dünyanın geldiği nokta ve içinde bulunduğumuz belirsiz ortam, iş yapış şeklimizi geleneksel anlayıştan çok daha farklı bir boyuta taşıdı. Kurumsal hayatın doğasında var olan “kazanma” odaklı başarı anlayışı, yerini empati ve iş birliğine önem veren, ilişkilere dayalı ve en önemlisi hepimizi çok daha donanımlı olmaya zorlayan bir anlayışa bıraktı. Belki de şerden hayır olarak görmemiz gereken bu zorunlu ve hepimizi son derece hazırlıksız yakalayan pandemi, birçoğumuzu “nasıl yaparım?” sorusu yerine “nasıl daha iyi ve daha farklı yaparım?” sorusunu sormaya yöneltti. Ve inanıyorum ki pandemi, çoktandır şapkamızı önümüze koyup hem kalp, hem akıl gözüyle sorgulamamız gereken fayda anlayışımızı samimiyetle gözden geçirmemize neden oldu.

Kazanmak mı, kazançlı çıkmak mı?

Geleneksel iş anlayışının doğasında var olan “kazanma” kavramına biraz daha derinden bakarsak, iş hayatımızdaki performansımızın daima bir şeyleri kazanmak üzerine kurulu olduğunu eminim sizler de fark edeceksiniz. Bir ihaleyi kazanmak, yöneticinin takdirini kazanmak, daha karlı kazanmak, insanların güvenini kazanmak ve çarpı sonsuz kazanmak… Belki de pandeminin bizlere katacağı en büyük erdem, kazanmak kadar kazançlı çıkmanın da bir başarı olduğunu kabullenmemiz ve en önemlisi, kaybederken de kazanmanın mümkün ve değerli olduğunu öğrenmemiz olacak.

Belki kurum olarak pazar payımızda kayıplar yaşayacağız ama yeni pazarlarla tanışarak kazançlı çıkacağız. Belki uzunca bir dönem işimizi kaybetme endişesi  yaşayacağız  ama  kendimizi yeni yetkinlikler kazanmak üzere eğitip yine kazançlı çıkacağız. Belki de bize artık hizmet etmeyen alışkanlıklarımızı, davranış kalıplarımızı yeni ve çok daha faydalı olanlarıyla değiştireceğiz, kendimizi kazanacağız. En önemlisi, birlikte yürüyerek birlikte büyümeyi öğreneceğiz.

Gelişiyorum, o halde varım…

İnsanoğlu kendi içinde ne kadar çok ikilime sahip. Bir yandan yeniliğin vereceği heyecanın peşinde koşuyoruz, diğer taraftan da konfor alanımıza sıkı sıkı tutunup değişime direniyoruz. Kimi zaman kendi irademiz ile değişime adım atıyoruz, kimi zaman da hayat öyle sürprizli senaryolar yazıyor ki, filmin hiç beklenmedik yerinde ani bir rol değişimi yaşıyoruz.

Öyle ya; mutfaktaki eşyaların yerini bile hatırlamayan bir iş kadını, bu dönemde değme fırıncıya taş çıkartan ekmekler yapmadı mı? Günün büyük bir bölümünü sayısal tabloları yorumlamakla geçiren bir yönetici hayatının en güzel şiirini bu dönemde yazmadı mı? Her ne motivasyonla olursa olsun sürekli  gelişiyoruz, sürekli büyüyoruz. Yeni normlara uyum sağlama çabası  sergilediğimiz şu günlerde ise en büyük mücadeleyi değişimin hızına yetişmek için veriyoruz.

Yeniyi yeniden yazarken

Pandemi döneminde  önemini daha çok hissetsek de aslında iş hayatındaki radikal değişimin ayak sesleri uzun zamandır duyulmaktaydı. Teknolojinin hayatımızın merkezine oturacağını çoğumuz yıllar öncesinden öngörebiliyorduk. İleri teknolojiyle gençlik yıllarının sonuna doğru tanışmış bir yönetici, teknolojinin tam ortasına doğmuş genç kuşağı anlamak, onunla anlaşmak zorunda kaldı. Ve bu açıdan bakıldığında insan kaynakları yöneticilerinin rolü çok daha önemli hale geldi. İnsan kaynakları yöneticileri, hem var olan yetkinlikleri farklı donanımlarla zenginleştirmek, hem de yeni yetkinlikleri çalışanlara kazandırmak adına büyük bir çabaya girişti. Görünen o ki, mesleki, sosyal, yönetsel beceriler gibi birçok alanda gelişimi hedefleyen bu çabaların önüne, geleceğin iş dünyasının temeli olacak ve tüm çalışanları kapsayacak çok önemli bir yetkinlik yerleşti; teknoloji.

McKinsey’nin paylaştığı verilere göre, dünya genelinde mevcut teknolojiler, işlerin % 50’sinin otomasyonla yapılmasına  olanak  sağlayacak nitelikte. Dünya genelinde tespit edilen bu oranın Türkiye’ye yansıması  ise aynı oranda düşündürücü. Çünkü Türkiye’de her 10 meslekten 6’sı, %30 oranında otomatize edilebilir durumda. Otomasyon oranının 2030 yılına kadar ortalama % 20-25’lik bir seviyeye çıkacağının öngörülmesi ise insan kaynaklarının rotasını çok net bir biçimde ortaya koyuyor. Kimileri bu durumun dijital kaynaklı sosyal bir felakete dönüşebileceğinden endişe ediyor ama veriler önümüzdeki 10 yıl içerisinde otomasyon  sayesinde 3,1 milyon iş artışı sağlanacağını, 7,6 milyon işin ise kaybolarak yeni işlere dönüşeceğini söylüyor. 7,6 milyonluk işgücü dönüşümünün 5,6 milyonunu, farklı yetkinlikler geliştirerek farklı roller üstlenecek çalışanlar oluşturuyor. 2 milyon kişinin ise farklı sektörlerde çalışmak veya yeni meslekler edinmek üzere yeni yetkinlikler  kazanması gerekli görünüyor. Görüldüğü üzere değişim yolculuğunda bayrağı upskilling taşıyor. Aslında göreceli olarak daha zor görünen reskilling ise yok olacak mesleklere mensup çalışanların farklı ve yeni iş yapabilme olanaklarını araştırıyor.

Zorunlu olan değişim ile keyif alınan eylemin harmanlanması

Ben yeni dünyanın zorunlu kıldığı reskilling ve upskilling kavramlarına bir de farklı açıdan bakmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü her ne kadar teknoloji temelli bir dünyaya geçiş yapsak da, insanı insan yapan değerlerin her çağda piramidin en üstünde yer alacağına inanıyorum.

Teknolojiye elbette ayak uyduracağız ama robota dönüşmeyeceğiz. Kimimiz zorlanarak da olsa yepyeni yetkinliklere kavuşmak üzere çaba harcayacağız ama en nihayetinde var oluşumunuzun en temelinde yatan mutlu olma dürtümüzden vazgeçmeyeceğiz.

Peki mutlu olarak değişmek, keyif alarak gelişmek mümkün mü? İşte insan kaynakları yöneticilerinin odaklanmaları gereken en önemli konulardan biri bu. Çalışanların yapmaktan keyif alacağı işleri yetenekleri ile örtüştürmek insan kaynaklarının asıl başarısı olacak. Örneğin, perakende sektöründe çalışan bir satın alma yöneticisi çok keyif aldığı vitrin düzenleme işini de üstlenecek, vitrin düzenleme tekniklerini severek ve heyecanla öğrenecek. İlaç sektöründe çalışan bir finansçı, saklı kalmış iletişim becerilerini ortaya çıkartmaktan keyif alacak ve kendi bölümünün insan kaynakları yönetimini de üstlenecek. Verilebilecek birçok örnekten de görülebileceği üzere insan kaynaklarının yaratacağı asıl verimlilik, zorunlu olan değişim ile keyif alınan eylemin harmanlanması ile sağlanacak.

Sonuç

Yeni dünya düzeni içinde reskilling ve upskilling kavramlarına bu pencereden bakacak olursak;

  • Çalışanların buzdağının altında yatan saklı yeteneklerini anlamaya çalışmanın,
  • Çalışanların performans gösterebileceği, ancak ortaya koymakta özgüven eksikliği hissettiği yeteneklerini ortaya çıkartmanın,
  • Özellikle genç kuşak çalışanların gelişimden sağlayacağı bireysel faydaya odaklanmanın,
  • Çalışanların kendi kendilerini özgür iradeleri ile geliştirebilecekleri öğrenme platformları yaratmanın,
  • Çalışanların yapmak zorunda oldukları işler ile yapmaktan keyif alacakları diğer işleri eş zamanlı olarak devreye sokmanın,
  • Gelişimi ve donanımı sadece kurumsal faydaya değil, bireysel ve toplumsal faydaya da hizmet edecek şekilde tasarlamanın,
  • Gelişim sürecinde kültür, kişilik, kuşak üçgenini doğru anlamanın ne kadar değerli olduğunu eminim sizler de yürekten hissedeceksiniz.

Diğer Makaleler

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar