Psikolojik Güvenliğin Güvende Kaldığından Emin Olmak

Psikolojik Güvenliğin Güvende Kaldığından Emin Olmak

Psikolojik güvenlik, ekip üyelerinin kendilerini özgürce ifade edebilmesi ve başarısız olma korkusu taşımadan risk alabilmesi anlamına gelir. Sorunun teşhisi, müdahalenin kapsamı, liderlerin ve çalışanların farklılaşan bakış açısının anlaşılıp yönetilmesi, güvenli bir ortam oluşturmada anahtar rol oynar. Bu yazıda, davranış bilimlerinin bakış açısından, psikolojik güvenliği desteklemenin ve etkili müdahalelerde bulunmanın yolları ele alınıyor.

2012 yılında, Aristotle projesi İK dünyası ve ötesinde büyük bir etki yarattı. Google, bu projede bir ekibi neyin etkili kıldığını anlamaya çalışmıştı. Cevap ise psikolojik güvenlikti. Organizasyonlarda fazlasıyla rağbet görecek bir kavramdı.

Psikolojik güvenlik, işyerinde risk almanın güvenli olup olmadığına dair bireyler arasındaki ortak inancı tanımlar. Başka bir deyişle, ekip üyelerinin meslektaşlarının önünde savunmaya ihtiyaç duymaması; başarısız olduklarında yargılanma veya utanma endişesi duymadan kendileri olabilme hissidir.

Pek çok davranışsal sonuca ulaşılmış olsa da, psikolojik güvenlik, kişilerin aktif olarak geri bildirim arama, endişelerini dile getirme ve meslektaşlarıyla açık diyaloga girme olasılıklarının daha yüksek olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Psikolojik güvenliğin özgün kavramsallaştırması, özellikle başarısızlıktan kaynaklanan örgüt ve ekip öğrenimi ile güçlü şekilde ilişkilendirilir.

Görünürde bu tür olumlu sonuçlar varken ve Aristoteles projesi ağırlığını hissettirirken, kurumların psikolojik güvenliği ajandalarının üst sıralarına koymaları şaşırtıcı değil. Ancak psikolojik güvenliği sağlamak ne kadar kolay?

Bu makalede, psikolojik güvenliğin organizasyonlarda en iyi nasıl uygulanabileceğine dair davranış bilimlerinin bakış açısını paylaşacağız. Hem iyi niyetli müdahalelerin olumsuz sonuçlarını önlemeyi, hem de davranış bilimcilerin kavramla nasıl etkileşime girebileceğine dair olumlu yolları göstermeyi amaçlıyoruz. Buna göre, her ne kadar kurumlar düşük psikolojik güvenlik algısını kendilerine özgü yollarla ele alacak olsa da, davranış bilimi üç ortak zorluğu görünür hale getirmiştir.

1. Sorunun teşhisi, sistemin etkilerini her zaman göz önünde bulundurmaz

Bir sorunu teşhis etmeye başlamadan önce, davranış bilimcileri olarak hangi davranışları gördüğümüzü ve daha önemlisi neden gördüğümüzü anlamaya çalışırız. Örneğin, “organizasyonumuzda insanlar çok savunmacı, bu konuda ne yapabiliriz?” diye sorar, inanç sistemlerini ve buna neyin neden olduğunu anlamaya çalışırız. Davranışların ve algıların ne tarafından yönlendirildiğini, ne anlama geldiğini, sorunun içindeki insanların kim olduğunu ve birbirleriyle nasıl ilişkili olduğunu sorgularız.

Organizasyonlar tarafından psikolojik güvenliğin ele alınmasında sık karşılaşılan bir sorun, mevcut davranışların tanımlanıp gözlenmesine rağmen, bu davranışları etkileyen faktörlerin her zaman iyi anlaşılmamasıdır. Örneğin, çevresindekilerin psikolojik güvenliğini zedeleyecek şekilde hareket eden bireyleri ayrıştırmak kolay olabilir, ancak bu yaklaşım neden böyle davrandıklarını anlamaktan bizi uzaklaştırabilir.

Psikolojik güvenlik algısı ve bu algıya bağlı davranışlar kurumlarda en azından kısmen sistemik etkiler tarafından yönlendirilmektedir. Performans yönetim sistemi, projelerin nasıl yönetildiği, işe alınan liderlerin özellikleri gibi birçok örnek verilebilir.

Risk, sistemik etmenler tam olarak anlaşılmazsa, müdahalelerin amaçlanan etkiye sahip olmayacağıdır. Nihayetinde, bir organizasyonun sistemleri ve süreçleri psikolojik güvenliği desteklemezse (örneğin performansa dayalı sonuçlarla çalışanların sıralanması), o zaman güvenliği artırma çabasının başarı şansı oldukça azalır. Gerçekten de Denise O’Leary tarafından yapılan araştırma, ortak karar verme konusunda genel bir örgütsel norm eksikliği ve ekipte istikrarsızlık olduğunda, psikolojik güvenlik müdahalelerinin, bu faktörlerin mevcut olduğu ekiplere kıyasla daha düşük bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir.

Aslında, psikolojik güvenliği sağlamaya yönelik müdahaleleri tespit etmek çok zordur. Psikolojik güvenlikle ilgili kanıtların çoğu basitçe korelasyona dayalıdır ve müdahalelerin nedenselliğe bağlı olumlu etkisine dair nadir kanıt bulunur.

Ayrıca, sık sık atıfta bulunulan korelasyonel çalışmalar (örneğin Aristotle Projesi), başarının nasıl ve hangi bağlamda elde edildiğini anlamaktan çok psikolojik güvenliğin yüksek olarak algılandığı nihai koşulları yeniden yaratmaya odaklanıldığına işaret etmektedir. Liderlik davranışlarının modellenmesinin önemi uzun zamandır anlaşılmış olsa da, ölçmesi daha zor diğer faktörler de rol oynayabilmektedir. Bu faktörler bir bireyin tek başına yapabileceği veya olabileceğine kıyasla, belirli bir insan grubunun bir dizi eyleminden, değerleri ve inançlarından kaynaklanabilir.

Bu nedenle, psikolojik güvenliği nasıl iyileştireceğimizi düşünürken organizasyona özel bağlamı göz önünde bulundurmak önemlidir. Sistem etkileri, organizasyondaki bireyler gibi benzersiz olacaktır, ancak ekiplerde yüksek psikolojik güvenliğe bağlı davranışları belirleyen yazılı olmayan kurallar ve değerler de etkili olacaktır.

2. Müdahaleler bireysel davranışları hedefler

Psikolojik güvenliğin organizasyonlarda sıklıkla tanımlanış şekli, kolayca gözlenen anahtar davranışlara odaklanmaktır (örneğin diğerlerinin teklifimizi beğenmediği aşikâr olsa da, Zoom toplantılarında genellikle sessizliğin hâkim olması).

Ancak, psikolojik güvenlik kavramı aslında bireysel davranışları tanımlamaz, aksine bir ekibin düşünceleri dile getirmek ve risk almak için güvenli bir ortam olduğuna dair ortak inancıdır. Özelleşmiş ve bireysel davranışlar analizde tek başlarına yararlı olmayabilir; en azından güvenliğin nasıl sağlandığına dair daha büyük resmi anlamak için birbirleriyle ilişkilendirilmesi gerekir.

Psikolojik güvenliğe bağlı davranışların çeşitlilik içeren niteliği, O’Donovan, van Dunn ve McAuliffe tarafından psikolojik güvenliği değerlendirmek için geliştirilen gözlemsel yöntemlerle tarif edilir. Örneğin, savunma veya sessizliğe bağlı söz hakkı davranışları, birbirini destekleyici davranışlar ile öğrenme ve iyileştirme odaklı davranışlar gözlemlenmiştir. Ayrıca, bu gözlemler insanların kimlerle etkileşimde bulunduğuna (örneğin liderleri veya bir eş düzeyleri) bağlı olarak kaydedilmiş, bu da grup dinamiklerini anlamada daha fazla zenginlik getirmiştir.

Risk, tek tek davranışlara odaklanıldığında (örneğin bir işin tam olarak doğru olmadığından endişelendiğimizde fikrimizi söylemek istememiz) ve psikolojik güvenliğe dair daha yaygın inançlar hedeflenmediğinde, bunun ekip atmosferine zarar vereceğidir. Bu yaklaşım, “endişelendiğimizde fikrimizi konuşmamıza izin vermiyorsunuz” şeklinde dile getirilen, hızla birbirlerine eleştirme kültürüne neden olabilir.

Diğer yandan, sadece birbirine destek olmayla ilgili davranışlara odaklanmak, “toksik pozitiflik” oluşma riskini de beraberinde getirir. Bu durumda, öfke gibi negatif duygular ifade edilmez. Bu da olumsuz etkilere yol açabilir.

Bu nedenle, psikolojik güvenliğin bireysel davranışlar yerine ortak bir inanç olarak düşünülmesi esas noktadır. Bunu göz önünde bulundurarak bireysel davranışların psikolojik güvenlikle nasıl bağlantılı olduğunun anlaşılması, istenmeyen davranışsal sonuçlardan kaçınmak için önemlidir.

3. Güç dinamikleri hassas bir şekilde yönetilmez

Psikolojik güvenliği ele alma dürtüsü genellikle en tepeden uygulanır; liderler ya çözülmesi gereken bir sorun olduğunun farkına varırlar ya da ekiplerinin etkinliğini artırmanın yollarını ararlar. Sıklıkla, liderlik pozisyonundakiler daha genç ekip üyeleriyle etkileşimlerinde daha yüksek psikolojik güvenlik algısına sahip olacaktır (Katherine Grailey’nin 2020 çalışması da gösteriyor ki, bu ilişkisel bir özelliktir; daha kıdemli çalışanlar da yönetimle etkileşimlerinde düşük psikolojik güvenlik duygusu yaşayabilir).

Bu güç dengesizliği, pek çok sorunun kaynağı olabilir. Örneğin, çalışanların neden psikolojik olarak güvende hissetmediğini anlamak için organizasyonlar sıklıkla odak gruplar düzenler. Ancak, çoğu kez burada toplanan veriler, psikolojik güvenliğin eksikliğinden dolayı tam doğruyu yansıtmaz.

Ayrıca, başka konularda “katılımcı olup bir şeyleri düzelten” ekip üyelerinden burada da aynı rolü üstlenerek yüksek psikolojik güvenlik davranışlarında bulunmaları beklenebilir. Bununla birlikte, organizasyonun daha düşük kıdemlerinde bulunanların, bu davranışları sergilerken kaybedecekleri daha çok fakat kazanacakları daha az şey vardır.

Risk, iyi niyetli müdahalelerin geri tepmesi ve çalışanların iyilik halinin tehlikeye girmesidir. Çoğu zaman, insanların ortak bir geçmişi vardır. Bir ekip üyesinin geçmişte bir lider tarafından zorbalığa uğradığı veya işten çıkarıldığı durumlarda, geçmiş yapıları ve kalıpları kabullenmeden psikolojik güvenliğe odaklanmak samimiyetsizlik olarak algılanabilir. Psikolojik güvenlik müdahalelerine temiz, beyaz bir sayfadan başlamak mümkün değildir.

Bu aynı zamanda müdahalelerin uzun vadeli etkilerini izlemenin önemini de gösterir; çünkü kasıtsız fakat olumsuz sonuçların ortaya çıkması zaman alabilir. Örneğin, başarısızlıkları daha açık bir şekilde ifade etmeleri için ekip üyelerini hedef alan müdahaleler karar süreçlerine ve öğrenmeye değer veriyorsa, başarısızlıkları paylaşmak performansa olumlu etki edebilir. Ancak bu müdahaleler sonuç odaklıysa ve hataların sık paylaşılması, düşük performansın bir işareti olarak değerlendiriliyorsa, bu yaklaşım performans yönetiminde soruna dönüşebilir.

Sonuç: Davranış bilimi ne yapabilir?

Psikolojik güvenlik kavramı, yanlış bir güvenlik duygusu verebilir. Düşük psikolojik güvenlik, çalışanlar tarafından ortaya atılan tüm potansiyel sorunların sorumlusu haline geldiğinde, kurumlar bu konuda “yeterince bir şeyler yapmış” olduklarına inansa da, gerçek nedenler aslında hala ele alınmamıştır!

Bu, disiplinin köklerine geri dönmemiz gerektiği anlamına gelir ve kavramı tam olarak anlamamızı gerektirir. Sonuç çıkarmak için davranış bilimciler olarak bireysel davranışların ötesine bakmaya ihtiyaç vardır.

Psikolojik güvenlik, etkileşimleri, paylaşılan inançları ve değer sistemlerini dikkate alarak çerçevemizi genişletme fırsatı sunmaktadır. Tekil müdahalelerin etkisini anlamak için, güç dinamiklerini ve sistem düşüncesini derinlemesine incelemek demektir. Buna, psikolojik güvenliğe adalet getirmek için istenmeyen potansiyel davranışsal sonuçları anlamak da dâhildir.

* Özgün metne https://www.frontlinebesci.com/p/making-sure-psychological-safetystays bağlantı adresinden erişebilirsiniz.

Diğer Makaleler

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar