Önyargı Eğitimlerine Önyargısız Yaklaşmak

Önyargı Eğitimlerine Önyargısız Yaklaşmak

Önyargıları aşmak, çeşitliliği ve kapsayıcılığı tutundurmak amacıyla yürütülen eğitim programları iyi tasarlanmadığında, davranışı değiştirmekte yetersiz kaldığını biliyoruz. Öyle ki, önyargılı tutumları güçlendirme ve dışavurumunu kolaylaştırma riski doğurduğunu da görüyoruz. Diğer taraftan, kurumları ümitsizliğe sürükleyen, eğitim müdahalelerinin işe yaramadığını, hatta durumu daha da kötüleştirdiğini düşündüren bu yaşantılar yalnızca önyargılar konusunda yürütülen çalışmalara özel değil. Katılımcıları işlerinden alı koymaktan öteye geçemeyen “kapkaç” eğitimler her konuda karşımıza çıkıyor. Üstelik bu eğitimler maliyet avantajı nedeniyle daha fazla tercih edildiği için, uzman ön görüsüyle hazırlanan programların önünü kesiyor.

Kapkaç eğitimlerde aktarılan kuramsal bilginin bir anlığına tümüyle doğru olduğunu varsayalım. Yine de bu tür eğitimler somut davranış değişikliği yerine soyut ve yüzeysel bilgi aktarımına dayanıyor, dolayısıyla kurum iş yapış biçimleriyle bağ kuramıyor, katılımcılarda merak ve değişim isteği yerine can sıkıntısı ve direnci tetikliyor. Buna kıyasla, iyi kurgulanmış eğitim programlarının kısıtlı kaynakla dahi değişimi başlatma gücü bulunuyor. Tüm bu sebeplerle okuyacağınız yazı, önyargı eğitimlerine önyargıyla yaklaşmamak için karar vericilere ışık tutmayı amaçlıyor.

Tek seferlik fakat hedefe odaklı

Kurumlar gerek çalışanlarının ortak uygun zamanlarını planlamakta, gerekse uzun döneme yayılacak bir gelişim programına bütçe ayırmakta zorluk yaşayabiliyor. Böyle zamanlarda eğitime ayırdıkları sürede kesintiye gidiyor, genelde tek seferlik oturumlara yöneliyor ama en üst düzeyde etki yaratmasını bekliyorlar. Bu oturumların kısıtlı zamanda beklenen etkiyi doğurması ise tasarım açısından kritik bir karar almayı gerektiriyor. Çünkü eğitimin odağındaki kavramları bir ders niteliğinde aktarmak katılımcıların zihinlerini yorduğuyla kalıyor ve kendi yaşantılarıyla bağ kuramadıkları çoğu bilgiyi katılımcılar eğitim biter bitmez unutuyor.

HEC Paris, Londra ve Boston Üniversiteleri’nden Sellier, Scopelliti ve Morewedge,1 tek seferlik bir eğitim müdahalesinin farklı karar konularına etkisini araştırdılar. Öğrenme hedeflerini bir ders anlatısı yerine oyun şeklinde sundular ve önceden önyargı düzeylerini ölçtükleri katılımcıların bir bölümüne bu eğitim müdahalesini uyguladılar. Oyunda amatör birer dedektif rolünde kayıp komşularını arayan katılımcılar, üç düzeyli bir “oynat-öğret” döngüsünden geçtiler. Her bölümün sonunda, oynarken aldıkları kararların arkasında yatan önyargıları uzmanların tanımladıkları, bu kararlardan örnekler verdikleri ve bunlardan arınmak için stratejiler önerdikleri bir değerlendirme aşamasında yer aldılar. Katılımcılar, oyunun odağındaki önyargıları ne düzeyde gösterdiklerine ve bunlardan nasıl kaçınabileceklerine ilişkin kişiselleştirilmiş geri bildirimler aldılar. Ardından uzmanların verdiği bu bilgileri uygulayabilecekleri yeni problemlerle karşılaştılar ve performanslarına dair anında geri bildirim aldılar. Oyunun sonraki düzeyine ancak bu süreci tamamlandıktan sonra geçebildiler.

Katılımcıların oyunu tamamlamasının ardından araştırmacılar, bu eğitim müdahalesinin dayandığı içerikten farklı bir alanda ve laboratuvar ortamının dışında verdikleri saha kararının nasıl etkilendiğini incelediler. Buna göre, eğitim müdahalesinin uygulandığı katılımcıların önyargılı karar verme olasılığı % 19 azaldı. Bu bulgu, tek seferlik olmasına rağmen uygulamaya ve geri bildirime dayalı bir eğitim oturumunun karar sürecini iyileştirebileceğini ve katılımcıların eğitimde öğrendiklerini yeni bir duruma genelleyebildiğini ortaya koydu.

Zorlamadan yol gösteren

Bilinçsiz önyargı eğitimlerinin başarı ya da başarısızlığını, bilinçli seçilen tepkilerin yönü belirliyor. Özellikle yetişkin eğitiminde katılımcılar karar süreçlerini kendi isteklerine göre düzenleyemediklerinde, eğitimin beklentisiyle uyuşmayan tepkiler verebiliyor. Katılımcıların kendi taraflı varsayımlarını tanımaya ve uygun yöntemlerle bunları değiştirmeye “gönüllü” olmaları, zorlamadan onlara yol gösteren bir eğitim anlayışıyla mümkün. York, Connecticut ve Nijmegen Üniversiteleri’nden Kawakami, Dovidio ve van Kamp’ın çalışması,2 eğitim ve katılımcı beklentileri arasındaki bu bilinçli işbirliğini anlamamızı kolaylaştırıyor.

Söz konusu çalışmada katılımcılar, toplumsal cinsiyet stereotiplerinin zihinde otomatik olarak etkinleşmesini önleyen bir eğitimden geçtiler. Eğitimde kendilerine gösterilen erkek ve kadın fotoğraflarını toplumda kabul görmüş stereotiplerin tersine değerlendirmeye odaklandılar. Örneğin altında “hassas” ve “güçlü” sıfatları yazılı bir kadın fotoğrafıyla karşılaştıklarında, “hassas” yerine “güçlü” sıfatını tercih ettikleri uygulamalar yaptılar. Daha sonra katılımcılar bir süpervizör ilanı için kendilerine sunulan dört iş başvurusunu değerlendirdiler. Gerçek zannettikleri başvuru sahiplerinin nitelikleri birbirine eşdeğer olarak hazırlandı ve yalnızca cinsiyetleri farklılaştırıldı.

Eğitim uygulanmamış katılımcıların bu dört aday arasından doğrudan bir seçim yapmaları istendiğinde, sadece % 43’ü bir kadın adayı tercih etti. Ancak eğitim almış katılımcıların kadın adayları tercih oranı bunun dahi altında (% 37) kaldı. Araştırmacılar eğitim beklentisinin aksi yönündeki bu bulgunun, katılımcıların eğitim etkisini düzeltme girişimine bağlı olduğuna dikkat çektiler. Eğitimin hemen ardından öğrendiklerini uygulamaları beklenen bir işe alım kararı almaya zorlandıklarında, katılımcılar en azından ilk başta eğitime direnç gösterdiler ve bu nedenle stereotipleri destekleyen kasıtlı tepkiler verdiler. Araştırmacılar bu kez eğitimle işe alım kararı arasına aday özelliklerine ilişkin başka bir ara değerlendirme görevi yerleştirdiler. Böylelikle katılımcılara tepkilerini açığa vurma ve eğitimin etkisini düzeltme motivasyonlarını farklı bir görev üzerinden ifade etme imkânı verdiler. Bu durumda, katılımcıların dirençlerini sonraki görevlerde sürdürme istekleri azaldı. Bir başka deyişle, tepkisellikleri düştü ve eğitimin beklenen etkisi daha sonra ortaya çıktı. Eğitim almamış katılımcılarda kadın adayların tercih oranı % 35’te kalırken, eğitim alanlarda bu oran % 61’e yükseldi. Araştırmacılar, bu tarz tepkilerin önüne geçmek için katılımcıları daha az zorlayan stratejiler izlemeyi önerdiler.2,3

Sonuç

Bir eğitim tasarımının, kurumun ve katılımcının ihtiyacını ortak anlayışta buluşturması kolay olmasa da, imkânsız değil. Eğitime ayrılan kaynağın sınırlı olduğu koşullar, katılımcıların kararlarının etkisini anında görebileceği eğitim tasarımların önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu süreçte katılımcıların tepkilerini ön görerek kararları üzerinde kontrol sahibi olduklarını hissettirmek, uygun davranışı uzun vadede gösterme ihtimalini güçlendiriyor.

Kaynakça:

  1. Sellier AL, Scopelliti I, Morewedge C. Debiasing training improves decision making in the field. Psychological Science 2019; 30(9): 1371–1379.
  2. Kawakami K, Dovidio JF, van Kamp S. The impact of counterstereotypic training and related correction processes on the application of stereotypes. Group Processes and Intergroup Relations 2007; 10(2): 139–156.
  3. Madva A. Biased against debiasing: on the role of (institutionally sponsored) self-transformation in the struggle against prejudice. ERGO 2017; 4: 145-179.

Diğer Makaleler

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Prof. Dr. Acar Baltaş’tan evden çalışırken verimli olmak ve zihinsel sağlığı korumak için öneriler

Prof. Dr. Acar Baltaş “Okullar yüz yüze eğitime hazır mı?” konusu üzerine görüşlerini aktardı

Prof. Dr. Acar Baltaş Habertürk'te Muharrem Sarıkaya’nın sunduğu Gündem programına konuk oldu. Yurtlarda aşı zorunlu olmalı mı? Aşı olan ve olmayan öğrenci aynı odada mı kalacak? Okullar yüz yüze eğitime hazır mı? Habertürk Gündem'de Psikolog Prof. Dr. Acar Baltaş: "Çare toplu ve hızlı hareket etmek. Kurumlara güven oldukça krizler kolay aşılır" diyor ve tüm sorulara

Öne Çıkan Kitaplar

Anket: Kendinizi Deneyin