Değerli Kaynak Dostlarımız,
Yapay zekânın davranış bilimini temel alarak yapısını geliştireceği fikri birçok kişi için yeni olabilir. Ancak psikoloji biliminden (insan bilişi) elde edilen bilgiler başlangıçtan bu yana yapay zekâ araştırmalarına ilham kaynağı olmuştur.
Mevcut üretken yapay zekâ (Generative AI) modelleri güçlü olsa da, özündeki “hızlı hatırlama” insan beyninin sezgisel ve ilişkisel 1. Sistemi gibi çalışır. Bu, onları kayıtta olan örüntüleri tanıma konusunda usta yapar, ancak aynı zamanda insan sezgisini etkileyen aynı türden önyargılara karşı savunmasız bırakır. Bu sınırlamaların üstesinden gelmek için, “yavaş düşünebilen” bir yapay zekâ geliştirmemiz gerekiyor.
Ancak amaç, yalnızca daha bilinçli ve analitik bir ” 2. Sistem” eklemek değildir. Yapay zekâyı ilerletmenin asıl anahtarı, meta bilişi, yani düşünme hakkında düşünme yeteneğini geliştirmekte yatıyor. İnsan zekâsını bu kadar esnek kılan şey, bilişsel stratejimizi mevcut göreve uyarlama yeteneğimizdir.
Bu nedenle, farklı muhakeme yaklaşımlarından oluşan bir portföyü yönetebilen ve doğru olanı doğru zamanda kullanabilen bir yapay zekâ sistemi için meta bilişsel bir denetleyicinin geliştirilmesi savunuluyor.
Bu denetleyici, hem insan hem de yapay biliş anlayışımızı birleştiren bir çerçeve olan “human in the loop” anlayışıyla, insanı sürecin içinde tutacak ve kaynak rasyonelliği ilkeleri tarafından yönlendirilecek. Böylece denetleyici, bir yapay zekâ sisteminin hem basit problemleri “aşırı düşünmekten” hem de azim gerektiğinde karmaşık problemlerden “vazgeçmekten” kaçınmasını sağlayacak. Bu, mevcut modellerin kritik başarısızlık modudur. Ancak gerçek anlamda güçlü bir meta-bilişsel yapay zekâ, 1. Sistem’in hızlı ve sezgisel sinirsel desen tanıma gücü ile 2. Sistem’in kural tabanlı ve doğrulanabilir mantığını birleştiren nöro-sembolik bir yapı sayesinde, mantıksal kanıtlarla sezgileri sürekli besleyen bir öğrenme döngüsü kurabilir.
Meta-bilişsel ve nöro-sembolik yapay zekâya dair bu tartışma, bizi doğrudan şu soruya götürüyor: Tüm bu gelişmeler, iş yaşamında insanı nereye koyuyor? Bu sayıdaki yazılarımız, yapay zekâ çağında insan odağını korumanın neden önemli olduğunu ele alıyor, bunu sağlamayı amaçlayan model ve uygulamalardaki temel anlayışı aktarıyor, yapay zekânın ürettiği değer ile birlikte, hangi alanlarda dikkat gerektirdiğini ve insan kaynaklarının bu süreçte nasıl bir sorumluluk üstlendiğini ortaya koyuyor. Yapay zekâya yönelik algıyı ve kullanım eğilimlerini toplumsal ve bireysel düzeylerde anlamaya çalışıyor, bu dijital dönüşümde insanın fark yaratan katkısıyla birlikte gelişim alanını inceliyor.
Davranış bilimindeki bu ilkelerden yararlanarak, yalnızca insan zekâsını taklit eden bir yapay zekâ inşa etmenin ötesine geçebilir ve gerçekten daha akıllı, daha yetenekli ve uzun vadeli hedeflerimizle daha uyumlu bir yapay zekâ yaratmaya başlayabiliriz.
Zuhal Baltaş