Geleceği Planlamak

Geleceği Planlamak

1989 Yılında kaleme aldığım “Üstün Başarı” kitabı Remzi Kitabevi yayını olarak iki kere revize edildi ve 41 baskı yaptı. Bu yıl kitabı Dünya ve eğitim alanındaki değişimleri içine alacak şekilde yeniden ele aldık. Kitabın sonuna yurt dışında eğitim ve yaşamak konusunda gençlere önerilerimi sıraladım.

Bu bölüm eğitimine yurtdışında devam etmeyi planlayanlar için değil, yurtdışındaki bir hayatın gençlik döneminde belirsizlikten kaynaklanan huzursuzluğun panzehiri olacağına inananlar için yazılmıştır.

Günümüzde gençlerle birlikte olduğum zaman çok mutsuz olduklarını ve çevrelerinde yaşanan mutsuzluk pandemisinin parçası olduklarına tanık oluyor ve kendilerinin tarihteki en şansız kuşak olduklarını dile getirdiklerini duyuyorum. Onları dinledikçe kendi perspektiflerinden mutsuz olmak için haklı nedenleri olduğunu kabul ediyorum ancak tarihteki en şansız kuşak oldukları değerlendirmesini çok naif buluyorum. Bu inancın, bunu paylaşmanın ve sürekli tekrarlayarak bunu büyütmenin mutsuzluğu ve çaresizliği artırdığını görüyorum. Çünkü mutsuzluğun altı temel nedeninin üç tanesinin bu algıyı pekiştirdiğine düşünüyorum. Mutsuzluğun birinci nedeni mutsuz insanlarla çevrili bir ortamda yaşamak. Sosyal ortamlarda herkes birbirinin mutsuzluğunu artıracak bir katkı yapıyor. İkinci neden beklentiler ve gerçekler arasındaki uçurum ve üçüncüsü de kıyas. Sosyal medya bu üç faktör üzerinde kaldıraç etkisi yaratarak genel hoşnutsuzluğu büyütüyor.

Ülkenin zorluklarıyla ilgili paylaşımlar sonucunda gençler mutsuzluklarının yurt dışına çıkarak çözüleceğine inanmaya başlıyor ve bu durumda yurt dışında yaşama isteği tek çıkış yolu olarak görülüyor. Bu eğilimin bir taraftan da aile ortamındaki konuşmalarla beslenmesi, lisenin ilk yıllarından başlayarak bunu hayata geçirme planları yapılıyor. Buna akran grupları arasındaki paylaşımların etkilenmesi, geleceği Türkiye dışında tasarlamayı bir hayat amacı haline dönüştürüyor.

Coğrafya kaderdir ancak tarih de…

Coğrafyanın kader olduğunu İbni Haldun 650 yıl önce yazmıştı. Buna karşılık tarihin de kaderin bir parçası olduğunu, yaşadıkları dönemde ağır bedeller ödeyenler biliyor. 1880-1900 Yılları arasında Osmanlı toprağında doğan gençler Balkan Savaşını, Büyük Savaşı ve Kurtuluş Savaşını yaşadılar. Batı Anadolu erkeksiz köylerle doluydu. Bu tarihte Osmanlı kimliği ile doğan gençler 1918 yılında kendilerini topraksız ve kimliksiz buldular. Bu nedenle bazıları Turan, bazıları Ümmet, küçük bir grup da komünizm idealine sığındılar. Bu gençlerden hayatta kalanlar 1923 de Cumhuriyetin ilanıyla yeni bir kimlik kazandılar.  Etnik kökenleri ne olursa olsun; yoksul ama umutlu ve “Ne mutlu Türküm” demenin gururunu yaşadılar. Bu kuşak Cumhuriyet devrimlerinin bekçisi oldu ve hayatlarını, devletin sunduğu imkanlarla elde ettikleri bilgi ve statüyü geri ödeye adadı. Yakın zamana kadar ilkokullarda her sabah içilen andın “varlığım Türk varlığına armağan olsun” cümlesiyle bitmesinin derin bir anlamı vardır. Mustafa Kemal yurt dışına eğitim için gönderdiği gençleri, ”Bir kıvılcım olarak gidiyorsunuz bir kor olarak dönmenizi bekliyorum” diyerek uğurlamış ve gidenlerin tamamı da geri dönmüştür.

Gençlerin kendilerini tarihin en şansız kuşağı olarak görmelerinin en önemli nedeninin, tarihin kendileriyle başladığı konusundaki inançları olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle gençlere yakın tarihle ilgili bilgi sahibi olmalarına yardımcı olacak kitaplar öneriyorum. Bunun zorlayıcı olacağını düşünenler için hiç olmazsa 1876 Yılında Birinci Meşrutiyet, eğer bunu fazla bulurlarsa 1912 deki Balkan Savaşından başlayarak yakın tarihimiz üzerinde bilgi sahibi olmanın Dünya’ya, hayata ve ülkelerine bakışlarını genişleteceğini söylüyorum.  Ancak böylece Sevr Anlaşmasıyla çizilen sınırların hayata geçmemesinin bir mucize olduğunu anlayabilirler ve Sevr hayata geçmiş olsa topraksız ve kimliksiz kalacaklarını bilirlerdi. Sahip olduklarımızın Mustafa Kemal’in askeri ve stratejik dehası ve bu toprakları canları bahasına savunan Anadolu köylüsü sayesinde olduğunu öğrenirlerdi. Bunun dışında iki konjonktürel olayın da bu mucizeye katlıda bulunduğunu öğrenmek tarihe olan ilgilerini artırırdı. Birincisi Bolşevik ihtilali, ikincisi de1918-1920 yılları arasında yaşanan İspanyol Gribi pandemisi. Büyük Savaşta 25 milyon, pandemide 55 milyon insan ölmüş ve İngiliz Parlamentosunda Başbakan Lyod George Yunanistan’a destek için asker gönderme kararı çıkartamamış ve istifa etmişti. Bunun sonucunda Kuvayı Milliye Yunan Ordusunu Ankara’ya 30 kilometre kala durdurmayı başarmış ve Türkiye’nin Batılılar tarafından kendisine biçilen kaderin dışına çıkması mümkün olmuştur. Günümüz gençlerinin bu topraklara ve geçmiş kuşakların ödedikleri bedellere karşılık sorumlulukları vardır. Bu sorumluluğun gençler tarafından hissedilmesi için ailelerin ve öğretmenlerin yol göstermesi gerekmektedir.

Kurtuluş Savaşı için verilen mücadeleden sonra yoksul ama umutlu ve gururlu çocuklar, borçsuz ve bütçe fazlası veren bir devlet kurmuştur. Bir sonraki kuşak İkinci Dünya savaşının zorluklarını yaşamış, demokrasi mücadelesi verip iktidar değişimine tanık olmuştur. 1960 Darbesi yönetim kadrolarını tasfiye etmiş, türlü haksızlıklar yaşanmıştı. Nispeten daha yakın tarihte 1947-1960 Yılları arasında doğan ve siyasete doğal olarak ilgi duyan gençler,12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde ezilmiş, ağır bedeller ödemiş ve başlarından geçenler çok sayıda kitaba konu olmuştur. Türkiye 1979-2002 Yılları arasında ortalama %71 enflasyonla yaşamıştır. 1998’de 28 Şubat, 2001 Yılında ekonomik kriz ve bankacılık sisteminin tıkanması yaşanmış ve geride kalmıştır. 2000 Yılından sonra doğanların kaderine ise 2016 da 15 Temmuz darbe girişimi ve bunu izleyen Başkanlık sistemine geçişi, 2020 yılındaki Pandemiyi, hiper enflasyonu, toplumdaki kutuplaşmayı, Türkiye’nin çevresini saran savaşları ve bunların doğurduğu sonuçları yaşamak düşmüştür.

Umut insanı yaşatır

Her kuşakta gençlerin memnuniyetsizliği ve değişim talebi son derece doğaldır. Değişim talebi sürecinde umut çok önemlidir. Umut gelecekle ilgili olumlu beklentiler içinde olmaktır. Ancak bu beklentinin ve hayalciliğin “iyi düşünelim iyi olsun” edilgen anlayışının ötesine geçmesi ve için üç koşul gerekir. Bir hedef, bir strateji ve bu stratejinin eylem içermesi. Bu nedenle gençlere önerim kendi dünya görüşlerine uyan bir sivil toplum örgütü içinde değişim taleplerini dile getirmeleridir.

Kökler önemlidir

Hiçbir bitki kendi toprağının dışında tam potansiyeline ulaşamaz. İnsan nerede yaşarsa yaşasın kökünü arar. Yurt dışında yaşayanlarla konuşursanız, düzenli bir toplumda yaşadıklarını ancak akıllarının hep kendi topraklarında olduğunu duyarsınız. Çünkü kök sadece insanın doğduğu yer değil aynı zamanda büyümesine ve gelişmesine tanık olan ve büyümesine ve gelişmesine tanık olduğu insanlarla yaşamasıdır. Başı sıkıştığında ve ihtiyaç duyduğunda kapısını çalacak insanların varlığını bilmek, insanın en temel ihtiyacı olan güven duygusunu yaşamasını sağlar. Bunun değerini insan ancak bu duyguyu yaşayamadığı bir ortamda olduğu zaman fark eder.

Yurt dışında yaşayan ve yurt dışında bir süre yaşamış ve geri dönmüş gençlerle ilgili İstanbul Erkek Lisesi İş İnsanları Vakfının Futurbright ile yürüttüğü “Beyin Göçü” araştırmasının sonuçları çok düşündürücüdür. Bu araştırma, gençlerin yurt dışına gitme isteğinin üç temel nedene dayandığını ortaya koymuştur: Birincisi neden olan özerklik, hayatı ve kararları üzerinde kontrol duygusunu temsil ediyor. İkincisi olan yetkinlik, emek ve niteliğinin karşılığını almayı ve üçüncü neden olan aidiyet ise çevre ile anlamlı bağlar kurmak ve bir topluluğa ait olma duygusu yaşamak anlamına geliyor.

Göçmen olarak yaşamak

Öncelikle şunu bilmek gerekir ki; Türk pasaportu, bir iki yer hariç, Dünya’da memnuniyetle kabul gören bir pasaport değildir. Geçmişte de böyleydi, günümüzde yükselen milliyetçilik akımları sonucu yabancılara ve buna ek olarak İslam’a karşı duyulan fobi nedeniyle, memnuniyetsizlik daha güçlenmiştir. Bu nedenle yurt dışında yaşamak değişmeyen ikinci sınıf bir göçmen statüsüne sahip olmak anlamına gelir. 

Yurtdışında yaşamaya başlayanlar başlangıçta yaşadıkları balayının hemen ertesinde ciddi sorunlarla karşılaşıyor. Bu sorunların başında barınma, resmi işlemler, yeni sosyal çevreye uyum, yabancılık, kültüre uyum sağlamak, iş bulmak ve aile hasreti geliyor. İnsanın en temel ihtiyaçlarından olan ilişki ihtiyacı Türkiye’den göç edenler, mezun okul derneği ve diğer göçmenlerle kurulan ilişkilerle karşılanıyor. Türkiye ile ilgili gelişmelerden haberdarlık sosyal medya, aile üyeleri ve arkadaşlar, youtube kanalları ve Türk haber siteleri üzerinden oluyor.

Yurtdışına giden gençlerin en önemli sorunun, sosyal statülerinin sıfırlanması olduğu araştırmanın ortaya koyduğu önemli bir bulgu. Kendi ülkelerinde ne kadar parlak bir genç olurlarsa olsunlar, gittikleri yerde sıradan göçmene dönüşüyorlar. Bu ve diğer zorluklar gençlerin büyük bölümünün anti depresan kullanmasına neden oluyor ancak bunu saklıyor ve hayatlarını Türkiye’de ilişki kurdukları arkadaşlarına ve ailelerine çok güzelmiş gibi anlatıyorlar.

Yurt dışında bir süre yaşayanlar ve göçün yukarda sıraladığımız ve sıralamadığımız sorunlarını yaşayanlar için en önemli sorun “kalmak mı yoksa dönmek mi?” oluyor. Çünkü kültüre entegre olmanın zorlukları ile kendi anavatanları ile eskisi gibi bağ kuramamak, Arafta kalma hali doğuruyor ve varoluşsal soruların tetiklenmesine neden oluyor.  Geri dönmenin bir yenilgi ve başarısızlık gibi görülmesi dönüş kapısını psikolojik olarak kapatıyor.

Sonuç

Bütün bunlardan çıkmasını beklediğim sonuç, gençleri yurt dışı hayallerinden kopartmak değildir. Fırsat yaratan, yurtdışında eğitim almak için gerekli imkanlara sahip gençlerin mutlaka bu fırsatı kullanmalarını öneririm ancak bir kıvılcım olarak gidip, bu ülkeye borçlu olduklarını bilincinde bir kor olarak dönmek kaydıyla.

Diğer Makaleler

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar

https://bigritefit.com/tr/