Dürüst Olmayan Davranışlarda Kültürel Farklılıklar ve Türkiye

Dürüst Olmayan Davranışlarda Kültürel Farklılıklar ve Türkiye

İnsanların özlerinde dürüst olduğunu, ancak koşulların onları baştan çıkardığını söyleyenler olduğu gibi; insanın doğası gereği yoldan çıkmaya eğilimli olduğunu söyleyenler de vardır. Bu yazı konuya, ülkemizi de içine alan, veri temelinde bir yaklaşım getiriyor.

Bir araştırma grubu konuya bilimsel bir cevap bulmak için, insanlara zaman içinde birden fazla hile yapma fırsatı vererek ne olduğunu anlamaya çalışmıştır. Bunun için bilgisayar ekranını A ve B olarak ikiye bölerek her yarıya farklı sayıda noktalar yerleştirmiş ve A tarafındaki cevapların 10 katı fazla ödül kazandıracağının bilgisini vermişlerdir. Bu bir hekime A ve B tedavi planları (ilaçları) arasında tercih yapmalarını, ancak A planına özel bir prim seçeneğinin dahil olduğunu söylemekten farklı bir durum değildir.

Bu araştırmanın ortaya koyduğu sonuç şudur: Araştırmaya katılanlar hile miktarını yavaş yavaş artırmış ve bir noktaya gelince iyice yoldan çıkıp ölçüsüzce hile yapmışlardır. Araştırmacılar ayrıca bu sıçramanın farklı insanlarda farklı zamanlarda meydana geldiğini görmüşler ve buna “canı cehenneme” etkisi adını vermişlerdir. Bizim dilimizde benzer durumlara önce “bal tutan parmağını yalar” sonra da “battı balık yan gider” dendiği bilinir. İnsanların büyük çoğunluğu bir noktaya kadar saygın görünüşlerini korumaya çalışıyor, ancak bir noktayı geçince her şeyi boş verip, “durumdan mümkün olduğunca yararlanma” yolunu tutuyor.

Tövbenin Yararı

Bu mekanizma sadece çıkarla ilgili konularla sınırlı değildir. Örneğin diyet yapanlar bu duyguyu son derece iyi tanırlar. Diyete büyük çoğunlukla kararlı ve sıkı başlanır, sonra biraz gevşer, sonra da boş verilir. İnsanı yaptığı yanlışa son vermeye yönelten, bir başka deyişle “tuttuğu balı yalamaktan” ve “balığı yan gitmekten” vaz geçirten bir mekanizma var mıdır? Bu Katoliklerin “günah çıkartması”, Marksistlerin topluluk önünde yaptıkları “özeleştiri” ve Müslümanların “tövbesi”dir. Ancak bu süreç her zaman beklendiği gibi işlemeyebilir ve hatta tam tersine sonuç verebilir. Bazıları günah işler, sonra tövbe eder (günah çıkartır) rahatlar, sonra yeni bir tövbeye kadar günahlarına devam edebilir. Bir sıralama yapmak gerekirse en zor olan topluluk önünde dile getirdikleri için Marksistlerin durumudur. Bunu günahlarını bir rahibe anlatmak için sesli olarak kelimelere döktükleri için Katolikler izler. Bu açıdan bakınca, durumun kendi içinde muhasebesini yapmakla yetindikleri için Müslümanların durumu daha kolaydır. Bazı çevreler Hacca gitmenin de yeni bir başlangıç olabileceğini söyler. Böylece kişi geçmişindeki bütün yükten kurtulmuş olur.

Tövbe ettikten veya günah çıkarttıktan sonra kişi kendisini hafiflemiş ve rahatlamış hisseder, yeni bir sayfa açar ve bu duyguyu korumak için bir süre bu durumunu sürdürür. Araştırmacılar bunu anlamak için, katılımcılara bir kağıt vermişler ve onlardan “yakın bir zamanda yaptıkları kötü bir şeyi yazmalarını ve daha sonra da bunu yırtarak çöpe atmalarını” istemişlerdir. Bundan sonra en başta anlattığımız uygulamayı yaptıklarında hile miktarının azaldığı görülmüştür. Ancak bu durumun ne kadar devam ettiğini araştırılmamıştır. Bu, insanların zaaflarını önlemek ve topluma düzen getirmek için dini uygulamalardan günlük hayata uyarlanabilecek bir sonuçtur. Örneğin büyük şirketlerin yöneticileri, politikacılar ve kamu hizmetinde çalışanlar için bu tür mekanizmalar oluşturulabilir ve onlara da hizmetlerinde ve hayatlarında yeni bir sayfa açma fırsatı verilebilir.

Yaptığı doğru olmayan şeyleri itiraf ederek yeni bir sayfa açmanın yararlı sonuçları, Güney Afrika’da beyazlarla siyahların birbirinden intikam almadan bir arada yaşamalarına imkan vermesiyle gözlenmiştir. Ancak bu Mandela gibi çok istisnai bir liderin önderliğinde gerçekleşmiştir. Benzer bir barışma uygulaması da Kolombiya’da yaşanmıştır. İşkenceci polis ve askerler, kurbanların ve yakınlarının olduğu ve televizyondan da yayınlanan toplantılarda, insanlara karşı işledikleri suçları olabildiğince açıklıkla anlatarak pişmanlıklarını dile getirmişler ve bir “barış sürecinin” başlamasında sorumluluk almışlardır.

Kültürel Farklılık

Dünyanın farklı ülkelerinde yaşayan insanların hile yapmak konusunda farklılık gösterip göstermediği de araştırılmıştır. Böyle bir araştırmanın yapılmasının nedeni Kanada ve İskandinav ülkeleri hariç; ABD, İsrail, İtalya, Türkiye’de yaşayanların, kendi ülkelerinde hilenin daha yaygın olduğunu söylemeleri olmuştur.

Ariely ve arkadaşlarının yaptığı araştırmanın amacı ahlaki esnekliğin alanlarını ölçmekti. İnsanların yüzde 15’inin hile yaptıktan sonra yaptıklarını “normal” gördüklerini ve kendilerini iyi hissetmeye devam ettiklerini buldular. Hile konusunda kültürel farklılık, hile veya dürüst olmayan davranışın yapıldığı alan konusunda gözlenmiştir. Örneğin intihal konusunda bazı kültürler, bilimsel çalışmalarda “biraz” aşırmayı hoş görebiliyor ve bunu ahlaki bir sorun olarak değerlendirmiyor. Benzer farklılıklar sadakatsizlik, sahte markalı ürün kullanmak, vergi kaçırmak, internetten yasal olmayan içerik indirmek alanlarında da bulunmuştur. Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, farklı kültürler “bal tutanın parmağını yalaması”na gösterilen hoşgörüyü, konuya göre daraltabiliyor veya genişletebiliyor. Hatta bazı durumlarda ahlak alanının dışına bile çıkartılabiliyor. Örneğin yüksek ölçüde yolsuzluğun olduğu ülkelerde, polise, gümrüğe veya resmi görevlilere açıktan “ödeme yapmak” normal karşılanabiliyor.

Araştırmacı grubunun ilginç bulgularından biri de şu olmuştur: Dört doğru cevabın bir bardak bira kazandırdığı bir araştırma modeli oluşturulmuş ve bu model Başkent Washington’da meclis personelinin, New York’ta ise banka çalışanlarının devam ettiği barda sınanmış ve banka çalışanlarının daha çok hile yaptığı bulunmuştur.

Türkiye’de Durum

Ülkemizde ise son derece şaşırtıcı bir durum vardır. Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nin yaptığı araştırmada, babanın eğitim düzeyinin çocukların vicdan gelişimi ile ters orantılı olduğu bulunmuştur. İlginç ve üzerinde düşünülmesi gereken, babanın eğitim seviyesi ile ahlâkî olgunluk arasındaki farklılığın, babası ortaokul mezunu olanlarla lise ve üniversite mezunu olanlar arasında, ortaokul mezunu olanlar lehine gerçekleşmiş olmasıdır.  Daha yalın bir ifadeyle babanın eğitim düzeyi yükseldikçe, çocuğun ahlaki değerleri düşmektedir. Bu çalışmada ayrıca lise çağındaki çocuğun sınıf seviyesi yükseldikçe, ahlaki olgunluğunun yükselmesi beklenirken, tam tersine azaldığı; yani 9. sınıf öğrencilerinin ahlâkî olgunluklarının 12. sınıf öğrencilerine göre daha yüksek olduğunu saptanmıştır.

2021’de Ortaokul öğrencilerinindahil olduğu bir başka çalışma bulguları, aynı durumu desteklemiştir. Buna göre beş, altı ve yedinci sınıflarda, sınıf seviyesi yükseldikçe evrensel ahlaki değerler puanının düştüğü görülmüştür. Her seviyede kız öğrenciler araştırmada kullanılan “Evrensel Ahlaki Değerler Ölçeğinde” daha yüksek puan almış ancak aynı düşme eğilimi kız öğrencilerde de gözlenmiştir.

Türkiye’deki eğitim programının sık sık değişmesi ve vicdan gelişimi yerine rekabete dayalı değerler üzerine kurulmuş olmasının bu duruma yol açtığını düşünmek mümkündür. Diğer taraftan din temelli eğitimin yıllar içinde yaygınlaşmasına rağmen ortaya çıkan bu sonuçlar üzerinde ayrıca düşünmeye değer niteliktedir.

Sonuç

İnsanların çok büyük bir çoğunluğu hem aynaya baktığında kendini saygıdeğer bir birey olarak görmek, hem de durumun kendisine sunduğu imkanlardan yararlanmak eğilimindedir. Doğruluğu ve dürüstlüğü toplumda yaygınlaştırmanın yollarından biri “vicdan” eğitimine zaman ayırarak yatırım yapmaktan ayırmaktan geçer. Günümüzde şehirli ailelerin çocuk yetiştirirken birinci önceliği “başarı”dır. Açık veya örtük ailelerin büyük çoğunluğunun özlemi “Dünyada bir konuda en iyi olacak bir insan” yetiştirmektir. Bunun yerini, “Ülke ve Dünya için iyi biri olacak bir insan yetiştirmek” aldığı zaman, Dünya yolsuzluk liginde Türkiye’nin yeri 144 ülke arasında 88.likten farklı bir konuma gelmesi mümkün olabilir.

Vicdanlarımız, tehlike, tehdit, haz ve çıkar söz konusu olduğunda sınanır. Rivayet o ki, bir Osmanlı Paşasına “Sen dürüst müsün diye sormuşlar?” O da: “Bin altına kadar” deyince dinleyenler, cevaptaki bilgece derinliği anlayamayıp şaşırmışlar. O da eklemiş, “En çok bu miktara hayır dedim”. Bir antik düşünürün dediği gibi, “Hiçbirimiz sınanmadığımız günahın masumu değiliz”.

Kaynaklar:

Gino F And, S, Ariel D. : Contagion and differentiation in unethical behaviour. The effect of one bad apple on the barrel. Psychological Science 2009
Ariely D. : The honest truth about dishonesty. Harper Collins Pub. 2012

Çelebi; Ç:D., Sezgin, O.: Lise öğrencilerinin öznel iyi oluşları ile ahlaki olgunluk seviyeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi. Kalem Eğitim ve İnsan Bilimleri Dergisi, 2015, 5

Şimşek, H., Kara, T.: Ortaokul Öğrencilerinin Ahlaki Değişkenlere Uyma Düzeylerinin Sınıf ve Cinsiyet Değişkeni Açısından İncelenmesi. Uluslararası Hakemli İnsan ve Sanat Araştırmaları Dergisi, 2021

Diğer Makaleler

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar

Personova Kişilik Envanteri Testi