Futbolda Prim Yoluyla Motivasyon

Futbolda Prim Yoluyla Motivasyon

Bu yazı Türk Milli Takımının 2026 Dünya Kupasını katılım hakkını elde etmesi üzerine Federasyon Başkanının yüce gönlünden koptuğunu söylediği “villa” ödülü ve futbol aleminde prim ve ödül yoluyla sağlanmak istenen motivasyon üzerinedir.

Haziran ve Temmuz aylarında beş hafta süreyle Türkiye’nin gündemini işgal edecek konulardan biri, 2026 Dünya Kupası olacaktır. Dünya Kupasına katılım sayısının artırılması sonucu ülkemiz uzun bir aradan sonra bu platformda temsil edilme şansını yakalamıştır. Nispeten kolay bir grupta yer alan Milli Takımın bir üst tura çıkma şansı da çok yüksektir. Muhtemelen bu aşamadan itibaren oyunculara giderek artan öcüde “prim dopingi” yapılacaktır. Geçmişteki örnekleri hatırlayacak olursak bu teşvik takım içinde ve kamuoyunda doğal olarak tartışma yaratacaktır. Daha içinde bulunduğumuz aşamada Federasyon Başkanı galibiyetin coşkusuyla oyunculara bir villa hediye edeceğini açıklamıştır. Bu hediyenin ne ölçüde Başkan’ın yüce gönüllüğüne bağlı ve “kendi cebinden” olduğu hemen verilerle tartışmaya açılmıştır.

Ödül çözüm değildir!

Motivasyon kelimesi Latince hareket (movere) ve duygu (emotion) kelimelerinden gelir. Böylece bir kişinin gayretinin yönü ve yoğunluğunun derecesini belirleyen “motivasyon” kavramı ortaya çıkmıştır. Futbol dünyasında oyuncuları harekete geçirmek ve büyük maçlardan önce gayretlerinin yoğunluğunu artırmak için yöneticiler, prim adı altında teşviklerini artırırlar.

Öncelikle insan psikolojisi açısından iki kavrama açıklık getirmek gerekir. Ödül yönelme davranışı, ceza da kaçınma davranışı doğurur. İnsanlar başarıya kaçınarak değil, yönelerek ulaşırlar. Ancak ceza veya daha çağdaş bir ifadeyle “yaptırım” ve ödül büyük çoğunluğun sandığı gibi, bir terazinin iki kefesi değildir. Yaptırım, ölçülü ve uygun tarzda kullanıldığı takdirde istenmeyen davranışları ortadan kaldırmak için yararlı olabilir.

Örneğin oyuncalara yenilgide para cezası verilmesi veya mafya özentisi bir başkanın, “Maçı kaybederseniz dayak var” demesi istenen sonucu doğurmaz. Ancak antrenmana geç gelen, tatilden zamanında dönmeyen, sarı veya kırmızı kart gören oyunculara gelirleriyle orantılı bir para cezası verilmesi ve bunun da sözleşmelerinde belirtilmesi “ölçülü ve uygun yaptırım” tanımıyla örtüşür.

Futbolumuzun gerçeği

Öteden beri Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) varlığını A Milli Futbol Takımı’nın alacağı sonuçlar ve hakemlerin performansına bağlamıştır. Ancak TFF’nin ülkemiz futbolunu uluslararası arenada üst düzeyde mücadele eden bir konuma çıkartacak bilimsel yaklaşımı ve sistemli çalışması yoktur. Sözün ötesine geçen böyle bir yaklaşım olmuş olsaydı, bugün sahalarda alt yapıdan parlayan yıldızları izlerdik. Benzer şekilde hakemlerimizin de başarısızlığın açık kanıtı Türkiye’den tek bir hakeme dahi bu turnuvada yer verilmemesidir. Hakemlerimizin uluslararası düzeyin altında kalmasının nedenleri ayrı bir yazının konusudur. Bu yazıda Milli Takım’ın alacağı ve başarı ölçütü sayılan sonuçlar konusunda, TFF’nin şimdiye kadar faydalandığı ve başta büyük kulüplerimiz olmak üzere futbol yöneticilerinin en sık başvurduğu prim yoluyla ödüllendirmenin sonuçları üzerinde durmak istiyorum.

Futbolda prim yoluyla teşvik konusunda yapılan en önemli hatalardan biri, büyük ve önemli maçlarda maddi ödülün yükseltilmesidir. Daha vahimi maç günü yaklaştıkça, yöneticilerin kendi artan kişisel kaygıları nedeniyle, daha önceden belirlenmiş olan primi katlayarak yükseltmeleridir. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri, son perdesi yakın zamanda kapanan ve takımın teknik direktörü ile kaptanını karşı karşıya getiren prim tartışmasıdır. 2014 Dünya Kupasına katılım için oyunculara turnuva öncesi vaat edilen 150 bin avroluk prim, iki maç kala Federasyon Başkanı tarafından, “bu maçların kazanılması durumunda 500 bin avroya” çıkartılmıştır. Bu durum oyuncuların kafasında iki sorunun doğmasına neden olmuştur. Birincisi, ödülün 150 artı 500 bin olması gerekmez mi? İkincisi, son iki maçta oynamayan ancak o noktaya kadar takıma katkı veren diğerlerinin de bundan pay almaması haksızlık değil mi? Daha önce de 2002 Dünya Kupasında kazanılmış bir maçın heyecanıyla soyunma odasında ayaküstü verilmiş “jeep vaadi” önemli kırgınlıklara neden olmuştu.

Misyonla yönetmek

Maddi teşvik yoluyla motivasyonu artırmak belirli işlerde mümkündür: İlginç olmayan, yapanın yaratıcılığını ve zihinsel katkısını gerektirmeyen, tekrara dayalı işlerde (düğme dikmek, vida sıkmak vb.) dış ödüller performansı geliştirir. Buna karşılık futbol gibi teknik motor becerinin ve zihinsel odaklanmanın büyük önem taşıdığı işlerde, maddi ödüller beklenenin tam aksi yönünde sonuç verir ve performansı düşürür.

Yaratıcılık ve zihinsel odaklanma gerektiren işlerde esas motivasyon kaynağı “anlam duygusu”dur. Ayrıca ödülün büyüklüğü kural dışı (doping) veya sportmenlik dışı (hakemi aldatma) gibi yollara sapmaya neden olur. Bu nedenle bugün iş hayatında da çağdaş yönetim anlayışına sahip iş liderlerinin birlikte çalıştığı kişileri kontrol ve emir yoluyla değil; misyon ve anlam duygusuyla yönetmeleri beklenmektedir.

Derbi galibiyetine özel prim yanlıştır

Futbol hayatını düzenli olarak milli takımda oynayarak geçirmiş, fakat hiç şampiyonluk yaşamamış futbolcularla birlikte bulundum. Sağlıklı bir futbolcu önemli bir derbiye veya milli maça hazırlık döneminde başarılı olmak için yeterli ve optimal fizyolojik gerilime, dolayısıyla psikolojik motivasyona sahiptir. Her düzeyde futbolcu için bir milli maçı veya derbi maçını kazanmak unutulmaz bir anıdır. Öte yandan vaat edilen para daha gelmeden zihinde harcanır ve oyuncunun odağını bozar. Önemli bir derbi veya milli maç galibiyetini yüksek bir primle ödüllendirmeye çalışmak, fizyolojik gerilimi yükseltir ve başarı için gerekli olan optimal düzeyin üzerine çıkartır. Örneğin ezeli rakibini uzun yıllardır sahasında yenemeyen bir büyük takımın, yine sahasında oynanacak derbi maçında bunu başarmasının parasal karşılığı ne olabilir? Böyle bir maç öncesinde galibiyete özel prim vaat etmenin hiçbir yararı yoktur. Tam tersine primi iptal etmek ve galibiyet halinde takım resmini poster yaparak veya tişörte basarak taraftara bir sonraki maçta dağıtmak ve bu formaları bir koleksiyon objesine dönüştürmek çok daha etkili bir motivasyon yoludur. Benzer şekilde uzun zamandır şampiyonluktan uzak kalmış bir takıma yüksel ödül vaadi gerilimi artırır ve yapmaları beklenmeyen hatalar yapmalarına neden olur.

Galibiyet primi futbolun kabul edilmiş bir parçasıdır. Bunun için sezon veya turnuva öncesinde belirlenen plana sadık kalmak yeterlidir. Belirlenen prim tutarlarının büyük olmaması gerekir. Türkiye’den çok daha zengin ülkelerin, önemli başarılar için çok daha alçak gönüllü ödüller vermelerinin nedeni, yukarıda anlatılan bilimsel gerçekleri bilmeleri veya bilenlere danışmalarıdır. Başarılı yöneticiler oyuncularını parayla değil, anlam duygusuyla motive ederler.

Ödül kimin cebinden çıkıyor?

Peki yöneticiler neden bu yolu seçer? İnsanları harekete geçiren değerleridir. Her yönetici kendi motivasyon ögesini evrensel ve herkes için geçerli kabul ederek aynı ögeyle insanları motive etmeye çalışır. Futbolu yöneten yöneticilerin çok büyük çoğunluğunun hayattaki en önemli değeri para, güç ve tanınmaktır. Bu nedenle yönetici, kendisini memnun edecek ve “başarılı yönetici” olarak görülmesini sağlayacak sonucu almak için galibiyet primini artırmayı tek yol olarak görür. Futbol yöneticilerinin başarı için ödülü artırmasının önemli iki nedeni, ödülün kendi ceplerinden çıkmayıp başkaları tarafından ödenecek ve kendilerini güçlü histtirecek olmasıdır. Böylece yetki sahibi yönetici, önemli başarının verdiği mutlulukla soyunma odasına girdiğinde, bazı elebaşı oyuncuların yarattığı coşku karşısında “Ağanın eli tutulmaz” edasıyla toplumda rahatsızlık yaratacak ödüller vadeder.

TFF’nin yüksek miktardaki ödülleri savunurken bugüne kadar kullandığı gerekçe, maddi kaynağın vergi gibi kamu kaynaklarından değil, federasyonun kendi etkinliklerinden yaratıldığı yönündedir. TFF’nin esas görevi dünya standartlarında para kazanan sporculara ihtiyaçları olmayan cömert bahşişler vermek değil, ülkede futbolun alt yapısına daha çok yatırım yapmak ve sadece erkeklerin değil, kadınların da uluslararası düzeyde rekabet etmesini sağlamaktır. Bu nedenle TFF kaynağını, (anlaşılması güç bir şekilde) vergi vermeme imtiyazına sahip, para içinde yüzen profesyonel oyunculara değil; hocalarından başlayarak futbolun alt yapısına, bu konuda yapılacak akademik çalışmalara, gençleri ve çocukların spor yapma imkanlarını genişletmeye yönlendirmesidir.

Ayrıca bir turnuva başarısı sadece oynayan ve oynamayan sporcularla sınırlı değildir. Takımın teknik ekibinde yer alan yaklaşık on kişinin, ayrıca “staff” olarak tanımlanan çok sayıdaki kişiyi düşünmek gerekir. Bu kişiler dışarda bırakıldıkları ve kendi katkılarınca eşdeğer sayılabilecek ödülü almadıkları takdirde kırgınlık yaşayacak, geçmişte olduğu gibi, daha sonra medyada kaynayacak dedikodu kazanına bol miktarda malzeme sunacaktır.

Sonuç

Futbolcu mesleğini profesyonel olarak yapan, Milli Takım’da oynamak için riske giren ve özel hayatından fedakârlıkta bulunan bir kişi olduğu için, maddi ödüllendirmeyi savunanlar vardır. Bu görüşte olanların şu iki gerçeği göz önünde bulundurmaları gerekir. Birincisi, Milli Takım’da oynamak bir futbolcunun futbol piyasasındaki değerini yükseltir. Bu başlı başına önemli bir ödüldür. Avrupa veya Dünya Şampiyonası gibi önemli bir şampiyonaya katılmak ve uluslararası futbolun vitrinine çıkmak, her futbolcu için unutulmaz ve değerine paha biçilemez bir yaşantıdır. Bu her türlü maddi ödülden daha büyük bir ödüldür. Bu nedenle oyuncuları maddi ödüllere değil, onun ötesindeki manevi ödüllere odaklamak bir anlayış ve beceri işidir. Çağdaş yöneticilerden de beklenen bu beceriyi göstermeleridir.

_____________________________________________________

Not: Bu konuda bir yazıyı 2013 yılında eleme aşamasında İzlanda ve Slovakya maçları öncesinde yazmıştım. Aradan geçen 13 yılda geçmişten ders almayan, dürtüsel davranışla şekillenen anlayışın devam ettiğini üzülerek görüyorum.

Diğer Makaleler

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar

dijital_bilge