Gerçek Yeteneği Bulmak

Bu makalede , ‘yetenek’ sözcüğünün tanımı ve onun çalışanlar için anlamı açıklanıyor. İnsanların hangi özellikleriyle işyerlerine neler katabileceklerini anlatırken aynı zamanda iş potansiyellerinin performansa dönüşmesine vurgu yapıyor.

Yetenek tanımı, iş dünyasında yıllardır üzerinde çalıştığımız bir konu. Tecrübelerime göre tam da herkesin uzlaştığı bir tanım bulabilmiş değiliz. Bu konunun oldukça soyut ve öznel olması, kesin bir tanımlama yapmayı güçleştiriyor. Tanımlar kişilere ve kurumlara göre epey farklılık gösteriyor. 

Farklı yetenek tanımlarında; zekâ, performans, potansiyel, beceri, davranış gibi niteliklerden bahsediliyor. Bir de konuya başlığımız açısından bakarsak, gerçek ve sahte yetenek tanımlamaları da konuya dâhil oluyor. Hatta bazı kurumların “yetenek” anlayışı, sadece yüksek zekâ seviyesine sahip ve dünya üzerindeki en iyi okullardan mezun olanlarla sınırlı kalıyor.

“Yetenek” sözcüğünün organizasyonlardaki kullanımı, üzerinde tartışılan diğer bir konu. Kurumsal yapılarda bazı kişilerin “yetenek” olarak tanımlanması, diğer çalışanların biz yeteneksiz miyiz diye düşünmelerine ve gücenmelerine yol açıyor. Ama şunu unutmamak gerekiyor ki; her organizasyonda sadece belli sayıda çalışan diğerlerine göre daha fazla katkı yaratıyor. 

“Yetenek” meselesini ancak daha somutlaştırarak ve kurumsal temelde daha anlaşılır kılarak yönetmenin mümkün olabileceğini düşünüyorum. Ortalamanın biraz üstünde bir zekâya sahip olmak, iyi okullardan mezun olmak kurumsal hayata adım atabilmek için olmazsa olmaz nitelikler. Diğer taraftan, bu nitelikler kişilerin bulundukları organizasyona katma değer yaratmalarını garantilemiyor. Peki daha başka ne olması gerekiyor ki kişiler bulundukları ortamda fark yaratarak, diğer çalışanlara göre ayrışsınlar?

Hangi özellikler kişilerin daha fazla katkı yaratmasını sağlıyor?

Bu noktada; potansiyel, enerji, ataklık/çeviklik, tutku, kişisel farkındalık, katkı yaratmaya odaklanma, ilişki yönetimi, beceri, zorlayıcı hedeflerle çalışmaya yatkınlık, sürdürülebilir performans, öğrenmeye, gelişime ve değişime açıklık gibi boyutlar devreye giriyor.

Potansiyel, bir kişiyi “yetenek” olarak tanımlamak için en önemli faktörlerden birisi. Fakat yöneticilerle bir kişinin potansiyelini konuşmaya başladığımızda, hemen performansından bahsedilmeye başlanıyor. Çünkü performans gözlemlenebilir, iş çıktıları kolayca ölçümlenebilir. Oysa potansiyel soyut bir kavram ve o nedenle de kişinin potansiyelini tanımlamak daha zor. Kişinin potansiyelini değerlendirmek için beceri (ability), çeviklik (agility), isteklilik (aspiration), bağlılık (engagement) davranış göstergelerine bakmanın doğru olduğunu düşünüyorum. 

Potansiyel çok önemli fakat performansa ve katkıya dönüşmüyorsa bir önemi yok. Öyle ki bu tür örnekleri de yıllar içerisinde çok sayıda görmüşlüğüm vardır. Bazen kişiler kendilerini diğerlerine göre daha zeki, potansiyeli daha yüksek, daha iyi eğitimli, daha donanımlı görerek; kendilerini sadece görüş bildiren, “bir bilen” olarak konumlandırmayı tercih ediyorlar. Bunu da operasyonel iş yapmaktan hoşlanmamak olarak açıklıyorlar. Tabii ki ete, kemiğe bürünmeyen yani bir ürüne, bir sonuca dönüşmeyen hiçbir fikir tam işlevini tamamlamamıştır. Kurumların performansı ve sürdürülebilirliği de çalışanlarının sürdürülebilir performansına bağlıdır. O nedenle, performansın olmadığı bir yerde tek başına potansiyelin bir işe yaradığını söylemek mümkün değildir.

Performans ise sürdürülebilir olduğunda gerçek katkı ortaya çıkar. Sürdürülebilir performans için motivasyon kadar enerji de çok önemlidir. Enerji seviyesi kişiden kişiye değişiklik gösterir. En önemlisi de enerjinin devamlılığıdır. Kişi ancak yaptığı işi tutkuyla yapıyorsa enerjisini yüksek tutabilir. Tutku aynı zamanda kişinin yaptığı işle ilgili sürekliliği olan bir “daha farklı neler yapabilirim, nasıl fark yaratabilirim?” bakış açısını da getirir. Bu şekilde çalışan bir kişi çalıştığı kuruma katkı yaratmaya uzun yıllar devam eder. 

Zorlayıcı hedeflerle çalışmayı seven, mücadeleci, değişimi doğal olarak algılayıp gereğini yapan kişiler her zaman fark yaratırlar. Bu onların doğasında vardır, kendilerini çok da zorlamaları gerekmez. Yeni şeyler öğrenmeyi/denemeyi gelişimleri için bir fırsat olarak görürler. Bunun için kişinin kendiyle ilgili farkındalığının yüksek seviyede olması gerekir. Kişisel farkındalığı yüksek olan bir kimse öğrenme konusunda daimi olarak isteklidir. Kendiyle ilgili farkındalığı doğru seviyede olmayan kişiler, kendilerini her konuda gelişmiş ve diğerlerinden üstün görürler. Bu da onların gelişiminin en büyük engelidir.

Günümüzde değişimin hızını düşünürsek, değişime, öğrenmeye ve gelişime açıklık, aynı zamanda bunları çeviklikle başarmak gerçekten ayrıştırıcı bir özelliktir. 

Gerçek yetenekler sadece kendilerinden bekleneni yapmakla yetinmez daha fazlasını yapmak isterler (extra mile). Bunu da başkalarının fikrini çalarak, onları üzerek değil ilişkilerinde olumlu etkiler yaratarak yaparlar.

Kişinin gerçek mi, yoksa sahte yetenek mi olduğuna karar vermek, en çok dikkat edilmesi gereken konulardan birisidir. Sözel becerileri ve hitabetleri güçlü, yani “ağzı iyi laf yapan” fakat katkı yaratmayan kişileri gerçek yetenek sanma yanılgısına düşmemek çok önemli. 

Ayrıca, bir “yetenek”te aradığımız tüm niteliklere sahip ama bu özellikleri sadece kendi çıkarları için kullanma eğiliminde olan kişilere karşı da dikkatli olmalıyız. En temel özelliklerden olan dürüstlük kişide yoksa, sahip olduğu tüm bu farklılaştıran özellikleriyle tam bir felakete dönüşür. Yani katkı yaratmadığı gibi zarar verir. Çoğu zaman bu tür kimlikleri deşifre etmek ve zarar verdiğini kabul etmek zaman alır. Çünkü birçok özelliğiyle diğerlerini etkileyerek verdikleri zararın anlaşılmasını geciktirirler. Bu türden sahte yeteneklerdense, kendinden bekleneni en iyi şekilde yerine getiren fakat potansiyeli sınırlı çalışanlar daha fazla tercih edilir.

Şimdi bu “süper insan” tanımına uyan kişileri nasıl bulacağız?

Tabii kolay değil. Bu alanda çalışan herkes buna kafa yoruyor. Çeşitli araçlar/süreçler geliştiriyoruz ve kullanıyoruz. 

Bana göre “gerçek yetenek” tanımının netleştirilmesi öncelikli meselemiz. Eğer ortak bir tanımda uzlaşı sağlanabilirse, doğru kişileri bulmak konusunda önemli bir adım atılmış olacağını düşünüyorum.

O nedenle de yazımda daha çok bana doğru gelen “yetenek” tanımına odaklanmak istedim.

Sonuç

Bir cümleyle özetleyecek olursam; sadece zekâya ve mezun olunan okullara değil, bunun çok daha ötesindeki potansiyel ve kişilik özelliklerine odaklanmanın bizi “gerçek yetenek”leri bulmaya yakınlaştıracağını düşünüyorum.

Bununla birlikte, işe aldığımız ve şirketimizde çalışan herkesin bu tanımların tümüne uyması gerçekçi bir beklenti olmaz. Ancak belli kilit pozisyonlarda ve çalışanların belli bir bölümünün “yetenek” tanımlamasına uygun olması daha doğru bir yaklaşımdır.

Diğer Makaleler

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar

https://bigritefit.com/tr/