Türkiye’de yöneticilerle konuştuğunuzda Y kuşağının iş hayatına girdiğini ve bu hayatın bir parçası olduğunu çok net fark ediyorsunuz. Kuşaklar toplumsal refah ve yaşantılarla çok yakından ilişkili olduğundan, gelir dağılımının ve gelişmişliğin homojen olmadığı Türkiye’de farklılıklarla karşılaşılabiliyor. Bu yazıda dünyada ve Türkiye’de Y kuşağı olarak tanımlanan kuşağa yakından bakacağız.
Türkiye’de yöneticilerle konuştuğunuzda Y kuşağının iş hayatına girdiğini ve bu hayatın bir parçası olduğunu çok net fark ediyorsunuz. Kuşaklar toplumsal refah ve yaşantılarla çok yakından ilişkili olduğundan, gelir dağılımının ve gelişmişliğin homojen olmadığı Türkiye’de farklılıklarla karşılaşılabiliyor. Bu yazıda dünyada ve Türkiye’de Y kuşağı olarak tanımlanan kuşağa yakından bakacağız.
Onlara Y kuşağı denmesinin iki sebebi var, X kuşağından sonra gelmeleri ve İngilizce’de Y olarak okunan “why?” yani “niye?” sorusunu sıkça sormaları. Bu kadar sık “niye?” diye sormalarının sebebi belki de onları yetiştiren anne babalarının kendi ebeveynlerinin aksine Y kuşağı çocuklarına hayatın “neden ve niçin”lerini daha sabırla anlatmış olmalarıdır.
Y kuşağına özgü bazı belirleyici özelliklerin ortaya çıkmasında aileler etkin bir rol oynadılar. Her kuşak nasıl kendi anne babasının yapmadığını çocuğuna yapmaya çabalıyorsa, Y kuşağının aileleri de aynı çabayı gösterdi. İş hayatına odaklanmış olan kendi ebeveynlerinin aksine Y kuşağını oluşturacak olan çocuklarına daha fazla ilgi gösterdiler. Birçoğu Türkiye’de babası tarafından sadece uykusunda sevilmiş çocuklar olarak büyüyen bu ebeveynler kendi Y kuşağı çocuklarına sevgilerini kısıtlamasız gösterdiler. Ödüllendirmenin, cezalandırmaktan daha iyi bir yöntem olduğuna inandılar ve çocuklarını teşvik ettiler. Olumlu ilgi göstermek ile çocuğunun her yaptığını, başarılı veya başarısız, alkışlamak arasında ince bir ayrım yatmaktadır. Başarmaktan çok katılmanın önemli olduğunun vurgulandığı, her türlü çabanın ödüllendirildiği bir yaklaşım benimsendi. Tabii ki anne babaların, çocuklarının çabasını teşvik etmeleri önemliydi ancak bu teşvik başarısız oldukları alanlarda da başarılıymış duygusu yarattığında veya her alanda başarılı olduklarına inandırıldıklarında ileride hayal kırıklıklarına yol açabiliyordu. Y kuşağının kendine olan yüksek ve kimi zaman temelsiz özgüveninin sebebi belki de ailelerinin bu yaklaşımına dayanıyor. Bunun günümüz iş dünyasında olumlu etkileri olduğu gibi zorlayıcı yanları da var.
1980 senesinden sonra doğanlara baktığımızda farklı iletişim kaynaklarıyla beraber büyüdüler. Evlerde telefon ve televizyon, sonrasında ise bilgisayar ve internet hayatlarının doğal bir parçası oldu. Televizyonda istedikleri kanalı seçebilme ve istedikleri programları izleyebilme özgürlüğünü deneyimlediler. 1990’ların sonunda internetin hayatlarına girmesi ile sanal ortamda iletişimi keşfettiler. Hayatlarıyla ilgili istedikleri tüm bilgileri ve fotoğrafları internet ortamında paylaşıyor ve arkadaşlarıyla iletişim kuruyorlar. Bugün onların iletişimini tuşla + tıkla+ yolla olarak özetleyebiliriz. Bir kısmı bugün evli oldukları eşleriyle internette tanıştı. Hız onların yaşamının ayrılmaz bir parçası oldu. Telefonun bağlanması için sıra beklemediler; aksine, giderek hızlanan ve mesafeleri sıfıra indiren iletişim araçlarıyla büyüdüler. Telefon belki de hep ceplerindeydi. Anne babaları gibi teknolojiyi öğrenmek zorunda kalmadılar, içine doğdular. Hatta ebeveynlerine teknoloji kullanmayı onlar öğrettiler. Türkiye’de nispeten refahın yüksek olduğu, karnelerle veya kuyruklarda beklenerek alışveriş yapılmayan bir dönemde büyüdüler. Farklı markaların ve seçim şansının bulunduğu bir ekonomi onların tanıdığı. Seçenek ve bulunabilirlik onlar için doğal. Aynı seçme özgürlüğünü çalışacakları şirketleri seçerken de kullanıyorlar. Dedelerinin ve hatta belki anne babalarının bir kurumda işe başlayıp oradan emekli olma yaklaşımının aksine onlar kariyerlerine başlayacakları ve devam edebilecekleri kurumları değerlendiriyor ve seçiyorlar.
İş hayatına atılmadan evvel öğrenim hayatları boyunca daha fazla staj yapıyorlar ve farklı sektörleri deniyorlar. Her sene artan bir sayıda üniversite öğrencisi AB bursları başta olmak üzere farklı burslarla yurt dışında okuma veya staj yapma fırsatına sahip oluyor. 2010 senesinde bu sayının 10.000 civarında olması bekleniyor. Kendilerinden önceki kuşaklara oranla iş hayatına daha fazla deneyim ile başlıyorlar. Farklı kültürlerle yaşama deneyimi kazanıyorlar. Sanal ortamda da farklı kültürlerle bir arada bulunuyorlar. Bütün bu yaşantılar bir kurumda işe başladıklarında yapacakları işle ilgili deneyim sahibi olmasalar da kendilerini deneyimli olarak algılamalarına neden oluyor.
Batı dünyasına bakıldığında işe alımlarda lisansüstü eğitim yapmış olmak neredeyse bir ön şart haline gelmiş durumda. Türkiye’de yaşa göre eğitim durumlarına bakıldığında da yüksek lisans yapmış çalışanların 30 yaş altında olanlarının, 45 yaş üstündekilerin iki katı olduğu görülmekte.
Y kuşağı önce bilgisayar oyunlarından, sonra sürekli değişen eğitim ve sınav sisteminden esnek ve uyumlu olmayı öğrendiler. Bununla beraber yarışmayı ve rekabeti yaşadılar. Dolayısıyla hayatta daha bireysel bir yaklaşım belirlediler. İyi bir üniversite eğitimi almanın yolu bir milyon kişi arasından ilk %1’e girmekte yatıyordu. İlk yüzde ona giremeyenler ise üniversitede okuyamıyordu. Bu rekabet ortamında bireyselleştiler. Bu bireysel yaklaşımları beraberinde kurum odağından çok kariyer odağını getirdi. Çalıştıkları kurumlarda yüksek performans göstermenin gereğine inanıyorlar ancak gösterdikleri performans karşılığında da ödüllendirilmeyi bekliyorlar, aynı sınavlarda olduğu gibi. Eğer karşılığını almadıklarını düşünüyorlarsa iş değiştirmekten çekinmiyorlar.
Otoriteye yaklaşımları da yine aile içinde gördükleri “arkadaşça” yaklaşımdan dolayı diğer kuşaklardan farklılık gösteriyor. Otoriteyi sorgulamak, her denileni gözü kapalı yerine getirmemek ve niye sorusunun cevabını talep etmek onlar için normal olan. Anne babasından açıklama almaya alışkın olan bu kuşak iş hayatında da aynı açıklamaları bekliyor. Otoriteye koşulsuz saygı duymuyorlar, bireyleri değerlendirerek saygı duyup duymayacaklarına karar veriyorlar. “Bu iş burada böyle yapılır”ın altındaki nedeni bilmek istiyorlar ve “Niye?” sorusuna cevap olarak “öyle de ondan”ı yeterli bulmuyorlar. İsteklerini ve düşüncelerini dile getirme konusunda genelde zorluk yaşamıyorlar. Taleplerini veya akıllarına yatmayanı açıklıkla ifade ediyorlar.
Hayatlarıyla ilgili istedikleri tüm bilgileri ve fotoğrafları internet ortamında paylaşıyor ve arkadaşlarıyla iletişim kuruyorlar. Bugün onların iletişimini tuşla + tıkla+ yolla olarak özetleyebiliriz.
Büyüme çağlarında genelde okul dışında farklı aktivitelere katılmış olan bu kuşak kendine ait hobileriyle iş dünyasına giriyor. Okul dışı faaliyetleri nasıl okul ile beraber yürüttüyse, işi ile beraber hobilerine de zaman ayırmanın normal olduğunu düşünüyor. Dolayısıyla hayatın işten ibaret olduğu bir yaşam onlara çekici gelmiyor. Sınavlara hazırlanmaktan gelen bir anlayışla bir işi yapmak için harcanan belirlenmiş zamanlardan çok belli bir zaman içerisinde işin verimli ve başarılı yapılıp yapılmadığının önemli olduğunu düşünüyorlar. Daha önceki bazı kuşaklar gibi hafta sonlarını veya akşamlarını çalışarak geçirmeyi tercih etmiyorlar.
Bugünün iş dünyasında iş liderlerine çalışanlardan beklentileri sorulduğunda “insiyatif almaları” ve “proaktif olmaları” cevaplarını sıklıkla duyuyoruz. Y kuşağı işe başladığı ilk günden itibaren inisiyatif almaya hazır, kendinden emin, hatta bazen fazlasıyla hazır. Ancak yöneticiler yeni yetme olarak gördükleri bu kişilerin bu kadar hızlı inisiyatif almasına hazır mı acaba? İnisiyatif alınması, yetki verilmesi anlamına geliyor. Kendilerinin uzun yıllar sonrasında edindikleri yetkileri paylaştırmaya hazırlar mı? İlk günden yepyeni fikirlerini ve işlerin nasıl yapılırsa daha verimli olacağıyla ilgili görüşlerini paylaşmaya istekli olan Y kuşağını motivasyonunu düşürmeden ancak gerekli sınırları belirleyerek yönetmeye hazırlar mı? Bunun gibi bir çok soru ve denge bugünün iş liderlerinin gerçeğini oluşturuyor.
Kaynak:
- http://www.ua.gov.tr/index.cfm?yayinid=601835F1CA191E2E83FA1C8E866C47DCA290D&Submit=Git&action=detay
- http://report.tuik.gov.tr/reports/rwservlet?adnksdb2=&report=turkiye_cinsiyet_yasgrp_egitim_top.RDF&p_xkod=egitim_kod&p_yil=2009&p_dil=1&desformat=html&ENVID=adnksdb2Env
- Tulgan, Bruce (2009), Not Everyone Gets a Trophy: How To Manage Generation Y, USA: Jossey-Bass

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *