Eğitimde Şiddet

Son bir ay içinde ülkemizde görmeye alışık olmadığımız okul içi silahlı şiddet olayları toplumda hem şaşkınlık hem de tepki yarattı. Bu yazı konuya farklı bir bakış açısı geliştirmek amacıyla yazılmıştır.

Okullarda şiddet güvenlik görevlisi ve metal dedektörle önlenmez

Milli Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı ile işbirliği içine girerek, sorunu “güvenlik anlayışı” ile çözmeye yöneldi. Buna göre okulların güvenlik derecesine bağlı olarak istihdam edilecek güvenlik görevlileri ve metal dedektörlerin sorunu çözeceği düşünüldü. Bu çözüm bana, Edvard de Bono’nun “Elinizdeki tek araç çekiçse, çevrenizdeki her şeyi çivi olarak görmeye başlarsınız” özdeyişini hatırlattı. Oysa yaşananlar gencin içinde yetiştiği aile yapısı, toplumda yaşananların gençlere yansıması, hoyratlığın ve şiddet dilinin gündelik yaşamın bir parçası olması, bütün bunların normalleşmesi ve meşrulaşmasının sonucudur.

Güvenlik Önlemleri Değil Okul İklimi

“Okulda şiddet, metal dedektör ve güvenlik görevlileriyle önlenemez. Güvenlik görevlisi istihdam etmek, düşük eğitim düzeyindeki toplum kesimine iş sağlar ancak sorunu çözmez. Bu görevliler bir süre sonra okul yöneticileri ve öğrenciler için yeni sorunlar yaratacaktır. Bunun yerine rehber öğretmen istihdam etmek ve tüm rehberlere gelişen yeni sorunlarla ilgili eğitim vermek daha kalıcı bir çözüme atılacak adımdır. Metal dedektörlere yapılacak yatırım, bu cihazlar bir süre sonra kullanılmaz olacağı için tümüyle ölü bir yatırımdır.  Okullarda şiddet bu tür bir “güvenlik” anlayışıyla çözülmez hatta tam tersine ağırlaşabilir.  

Atılması gereken öncelikli adım “okul iklimini” düzenlemektir. Böylece okul içinde öğrenci ve öğretmenlerde aidiyet, güven, değerli hissetmek ve değer görmek duygularını yaşatmak mümkün olur.  Öğrenciler için aidiyet, dikkat, güven ve yetişkin desteğine sahip olmak, alınacak önlemlerden daha kalıcı sonuçlar verir.  

En çok sorulan soruların başında “son on yılda ne değişti de bu hale geldik?”geliyor. Son on yılda en büyük değişim öğretmenlerin okul yönetimi, öğrenciler ve veliler gözünde değer görme duygusundaki aşınmadır. Okul ikliminin temel belirleyicisi yöneticidir. Daha sonra öğretmen, öğrenci ve veliler gelir. Her paydaşın okul iklimine etkisi vardır. İklimi herkes oluşturur, ancak sorumluluk eşit değildir. Çünkü yetki ve güç arttıkça iklim üzerindeki etki de sorumluluk da artar. Okul iklimi büyük projelerle değil, yönetici ve öğretmenlerin neyi görmezden geldiği, neye müdahale ettiği, neyi takdir ettiği, nasıl örnek olduğu üzerine kuruludur.

Öğretmenler Kendini Görünür Hissetmeli

Başarı, bir noktada elde edilecek bir şey veya bir noktaya dikilecek bir bayrak, bir proje yarışmasında elde edilecek birincilik değildir. Başarı, her gün yaptığımız basit ve sıradan işleri düzenli ve özenli yapmaktan geçer.  Okul müdürü okula girdiği andan itibaren başta hizmetliler olmak üzere, öğrenci, öğretmen, müdür yardımcılarına selam vermesi, mümkün olduğu kadar çok kişiye adıyla hitap etmesi, ayak üstü kısa sohbetler yapması olumlu bir iklimine katkıda bulunur. Okul iklimini geliştirmenin en önemli adımı, öğretmenlerin kendilerini değerli ve görünür hissetmeleri ile atılır. Türkiye’deki bütün öğretmenlerin, törenlerdeki klişe ifadelerin ötesinde, bu yaklaşıma ihtiyacı vardır.

Öğretmenler de sınıflarında okulun mikro iklimini yaratmalı, öğrencilerine ismi ile hitap etmeli, bireysel özelliklerini gördüklerini hissettirmelidir. Öğrenciler de akran normlarını belirleyerek, zorbalığa sesiz kalmayarak, olumlu iklime katkıda bulunmaya teşvik edilmeli.

Veliler de okullun sınırlarını destelemeli, sınırları aşındırmayacak şekilde davranmalıdır. Özellikle özel okullarda birçok velinin bu sınırları çok zorladığı herkesin malumudur. Özel okullardaki disiplin sorunlarının çok büyük bölümünün arkasında, anne ve babaların, çocuklarının tek yönlü beyanlarından kalkarak, öğretmenlerle ilgili olumsuz konuşması vardır. Bu yaklaşım çocuğun gözünde öğretmenin saygınlığını zedelemektedir.

Öğretmenler büyük baskı altındadır. Ancak onların da “Bu düzen değişmez” yaklaşımının da doğru olmadığını düşünüyorum. Öğretmenin de öğrencisini bir birey olarak görmesi, her öğrencindeki biricik özelliği fark etmesi ve sınıfın normlarına uymasını sağlamak için ısrarlı olması gerekir. Öğretmenlik hayatları değiştirme potansiyeline sahip bir meslektir.

Öğretmenin önemli bir sorumluluğu duygusunu yönetmektir. Bu da kriz zamanlarında ortaya çıkar. Eğitmek doğru tepki vermektir. Bu nedenle öğretmenin duygusunu yönetmesi olumlu sınıf iklimi oluşturmanın en önemli adımıdır.

Okulda Şiddet Sorunlu Öğrenciye Bağlanamaz 

Okulda şiddet bir öğrencinin öfkeli, sorunlu olmasıyla açıklanacak bir olay değildir. Böyle bir yaklaşım konuyu çok basite indirgemektir. Okulda şiddet birikmiş risklerin ve üst üste binen olayların sonucudur.  Okulda şiddet zayıf aidiyet ya da aidiyetin olmayışı, yeterince yetişkin desteği alamamak, şiddete fırsat veren bir ortam ve tetikleyen bir olay sonucunda ortaya çıkar.

Bu nedenle “Bir öğrenci neden şiddete başvuruyor?” sorusu yanlış sorudur. Bunun yerine   “Bundan önce hangi işaretler görülmedi?” sorusu daha yerindedir.

Unutmamak gerekir ki, hiçbir önemli olay, “şu sebeple” diyebileceğimiz tek bir nedene bağlı olarak gerçekleşmez. Bütün önemli olaylar “daha önce yapılmış ve özellikle de yapılmamış olanların” sonucunda ortaya çıkar. Uçaklar da bu sebeple düşer, madenler de bu nedenle patlar, hastalar da bu sebeple acilde veya yoğun bakımda ölür. Önemli bir olay bardağı taşıran son damla sebebiyle değil, bardağın dolması sonucu meydana gelir. Okuldaki şiddete de hangi ilişkiler, hangi kurallar, hangi önleyici mekanizmalar ve süreçler işemesi gerektiği gibi, işlemedi diye bakmak gerekir. Burada da nitelikli rehberlik hizmetinin önemi ortaya çıkar. Okul içinde şiddete başvuran öğrencinin ilişkilerindeki sağlıksız davranışların öğretmen ve yöneticilerin görmesi beklenir. Gencin şiddete yönelmesine neden olan zemin incelenmesi, duygu ve davranış yönetimindeki güçlük, öfke kontrolü, dürtüsel davranış, aile içinde şiddet ve ilişki sorunlarının sorgulanması ve önleyici adımların atılması gerekir.

Öğrenci Neden Şiddete Başvururur?

Aidiyet ve güven eksikliğinin nedenleri olarak; öğrencinin kendini o topluluğa ait hissetmemesini, kendini güvende hissetmemesini, akademik başarısızlığını ve değersizlik duygusunu, dili, dini, ırkı, engeli ya da dış görünüşü nedeniyle kendini hedef olarak algılaması olabilir. Ayrıca dijital ortamın zorbalığı teşvik ettiği ve yaygınlaştırdığı biliniyor. Paradoksal bir şekilde zorbalık konusunda bilinç artmış ancak zorbalık yaygınlaşmış ve yeni zorbalık modelleri yaygınlaşmıştır. Bütün bunların yanı sıra toplumsal koşullar şiddeti normalleştirmiş, ekonomik eşitsizlik, mahallede suç ve şiddetin yaygın olması, madde kullanımı, kesici alet ve silaha ulaşım kolaylığı şiddeti kolaylaştırmıştır. Bütün bunların yanısıra Türkiye’de milyonlarca ruhsatsız silah olduğunu da göz önüne almak gerekiyor. Silahın bu kadar yaygınlaştığı ortamda olaylar güvenlik görevlisi ile metal dedektörlerle önlenemez.

Okul yönetimi açısından veliler en zor kontrol edilecek olan gruptur. Aile içinde yaşanan şiddetin çocuğun şiddete yönelmesini teşvik ettiği biliniyor. Mahallede ve toplumda şiddetin normalleşmesi, insanların haklarını kendilerinin alabileceğine dair inancın yerleşmesi, ekonomik eşitsizlik şiddeti kolaylaştırmaktadır.

Hiçbir önemli olay, yukarda belirttiğim gibi, tek bir sebeple olmaz ve bu sebebin ortadan kaldırılmasıyla da çözülemez. Bu nedenle şiddetin kaynağına inerken en kolay müdahale edilecek alan okuldur. Öğretmenleri, rehber öğretmenleri ve okul yöneticilerini bu yönde bilinçlendirmek, farkındalıklarını artırmak, ilk işaretleri görmelerini sağlamak, basit müdahale tekniklerini öğretmek mümkündür. Böylece gençlere okulda farklı iklim sunmak hayal olmaktan çıkar. Aileleri eğitmek ve aileden şiddeti çıkartmak da daha uzun süreli, karmaşık, zahmetli ancak mümkündür.

Veli Çocuğunu İzlemelidir

Ev içinde ve okul dışında geçirdiği zamanlarda çocuğu izlemek ailelere düşen bir görevdir. Anne ve baba hem çocuğun sosyal ilişkileri, arkadaşları ile geçirdiği zamanla ilgilenmeli hem de çocuklarının kendi odalarında veya ekranlarında nasıl zaman geçirdiğini öğrenmek için çaba harcamalıdır. Çocuğun bağımsız bir odaya sahip olduğu evlerde anne ve babalar, çocukları odasında olunca güvende olduğunu düşünüyor. Oysa çocukların odası her türlü kötülüğe açılan kara delik olabilir.  Bu nedenle “çocuğun mahremiyetine saygı” gibi, bundan 20 yıl önce uzmanların fantezi görüşlerini bir yana bırakmalı ve onun ilişkilerini ve ne yaptığının bilmesini sağlayacak bağ içinde olmaları gerekir. için, onunla inmesi gerekir. Çocukları kendi haline bırakarak iyi olacaklarını beklemenin mümkün olmadığı bir çağda yaşıyoruz. Evet anne babalar çocukların mahremine girmeli ancak zarar vermeyecek konularda gereken yerde müdahale etmeli, gereken yerde de durup, izlemeli.

Sonuç

Okullarda görülen şiddet, çok sayıda faktörün etkili olduğu ve “sorunlu” bir öğrenci anlayışı ile açıklanamayacak karmaşık bir durumdur. Bu nedenle de “güvenlik” önlemleriyle çözülemez. Bu konuda atılacak adımların başında, intihar olaylarına benzer bir şekilde, haberin medya tarafından ön plana çıkartılmaması gelmektedir. Çünkü bu tür haberler, benzeri eğilimde olan gençleri teşvik etmekte ve sınırı geçmelerini kolaylaştırmaktadır.

Diğer Makaleler