Ah Bu Öğrenme

Ah Bu Öğrenme

Eğitim alanındaki gelişmelerin öğrenen merkezli bu yaklaşımlarla şekillenmesi, kendini daha iyi tanımayı ve başarı tanımını bu yönde özelleştirmeyi mümkün kılmakta ve eğitimin ileriye dönük çıktılarını beklenen yönde geliştirmektedir.Bu makalede de formel eğitimdeki dönüşüm anlatılmaktadır.

Hayatın Vazgeçilmezi

Bilgiye ulaşmak görmek, duymak ve sorgulamakla başlar. İlk özgür düşünce ve bilimin yolu Miletli Thales ile açıldı. O “belki de dünya boşlukta duruyor” diyen ilk kişi idi. O gün bu gündür sorular soruyor, cevapları arıyoruz. Çünkü öğrenebiliyoruz. Öğrenme insanın temel bir güdüsüdür ve insanın beyni bu özelliğe göre düzenlenmiştir. Bunun sonucu olarak insan doğum öncesinden başlayarak öğrenir, nörolojik olgunlaşması sırasında hızla devam eden süreç bir patoloji ortaya çıkmazsa ömür boyu devam eder. Öğrenme bilgi tekrarı ve yaşantılar sonucunda beyindeki biyokimyasal süreçlerle oluşan protein zincirleriyle gerçekleşir. Bu süreç yeni sinaptik bağların ortaya çıkmasını sağlar. Öğrenme sonucunda insan davranışında değişiklik oluşması beklenir, ancak bu her zaman gerçekleşmez. Ayrıca öğrenme duygu, düşünce ve davranış gibi psikolojik süreçlerde değişime yol açsa da, bu değişim kalıcı olmayabilir.

Hayat başarısı bir yönüyle bilgiyi toplama, birleştirme, birbiriyle ilişkilendirme, farklı bilgilere ulaşma ve kullanabilmedir. Bunlar özellikle eğitim ve iş yaşamında önemli bir ölçüttür. Kişinin kendine ve çevresine yararlı olmasını, yaşam standardı ve kalitesini arttırmasını sağlar.

Öğrenmeyi etkileyen koşullar özellikle eğitimcilerin, psikologların, nörolog ve psikiyatristlerin çalışma alanını oluşturur. Öğrenme içgüdü, merak, ihtiyaç vb. faktörlerle harekete geçer. İş yaşamında tanımlanmış iş rollerini üstün performansla ve sürekli gerçekleştirmek başarılı olmanın önemli bir koşuludur. Bu sebeple de kişiye ve çevreye bağlı koşullar yetişkin öğrenmesini harekete geçirmek için önem kazanmıştır.

Günümüzde nöro-psikoloji, davranış ve eğitim bilimleri insanı çok değerli kılan bu fonksiyonu harekete geçirme ve hayata taşıma prensiplerini ortaya koymuştur. Eğitim alanındaki çalışanlar, özellikle de bu alanın akademisyenleri öğrenmeyi kolaylaştıracak etkenlerin analizini bir yaşam misyonu olarak görmektedir. Yaşam biçiminin değişmesi ve alışkanlıkların özellikle teknoloji kaynaklı olarak farklılaşması kaçınılmaz olarak yeni arayışları getirmiştir. Giyilebilen teknolojiler bilgi çiplerini beyinlerimize yerleşme olanağı bulduğunda bile, arayışlar farklı yönlerde sürecektir. Bugün için soru 21.yy’da bu değişimin öncü olduğu alanlardan nasıl yararlanılacağıdır.

Birisi Olmak İçin Başarılı Olmak 

Stresle Başaçıkma Seminerleri’nin “zaman düzenleme” modülünde “en kıymetli şey zaman” deriz. Herkesin günü 24 saattir ancak başarı bu sürenin nasıl kullanıldığına bağlıdır. Günümüzde başarıyı bilgi kullanım zamanının kısalığı tanımlamaktadır. Gerektiği yerde, doğru ve hızlı bilgi. Bir başka ifade ile başarı; zamanında kullanılan bilgi sonucunda gerçekleşir. Çünkü değer katan ekonomilerin gücü, bilgi ve inovasyondan gelmektedir.

Formal Eğitimde Dönüşüm 

Günümüz yöneticileri ve çalışanları “ne öğreneceğim, niye öğreneceğim, nasıl öğreneceğim?” sorularının cevabını aramaktadır. İş rolleri, her düzeyde fark yaratan olmak ve inovasyon yapmak zorunluluğunu dayatır. Tüm bu ihtiyaçlar da “hangi bilgi”, “ne için” ve “nasıl” öğrenilir sorularının irdelenmesine yol açar. Bulunan yeni yöntemler zaman ve yer sınırı koymadan algı alanlarının (beynin) etkin ve çok yönlü uyarılmasıyla ilişkilidir. Bunlar beynin öğrenmede etkin olan görme, duyma alanlarının sistematik olarak beslenmesine (uyarılmasına) dayanır.

Yeni arayışlara gelen cevaplardan bazıları temel formel eğitim uygulamalarından çıkmaktadır. Bu konuda Amerika’dan ve İngiltere’den çok iyi iki örnek vardır. Amerika’nın fakir bölgelerinde okul hayatının tüm taraflar için zorlayıcı olduğu bilinir. Dave Levin ve Mike Feinberg tarafından düzenlenen KIPP (Knowledge Is Power Program) 1994 yılında Houston’da bir devlet okulunun 5. sınıfında uygulanmaya başlanmıştır1. Ardından aynı sistem New York’un güney bölgesi olan Bronx’ta hayata taşınmıştır. Kurucuları sistemlerin başında bulunmuş ve hiç taviz vermemişlerdir. Program, öğrencileri için en üst standartta liseler ve üniversiteleri hedeflemiştir.

Levin ve Feinberg üstün nitelikli eğitimcilerle, titiz bir üniversite hazırlık müfredatı oluşturmuştur. Bu sisteme dahil olmak için koşul, okul yöneticisi, veli (çoğunlukla anne) ve öğrencinin bir araya gelerek program hedef ve uygulama ilkelerinin ve tarafların yükümlülüklerinin çok net ortaya konduğu bir anlaşma imzalamalarıdır.

Programın uygulama ilkelerini, uzun ders ve okul saatleri, müzik ve sporla desteklenen çalışmalar, güçlü bir başarı kültürü, motivasyon ve kendi tanımlarıyla “eski moda disiplin” oluşturmaktadır. Uygulanan program bu ilkelerle öğrencilerinde bilgi, beceri ve karakter gelişimi sağlamıştır. Hemen tamamı sosyo-ekonomik düzeyi düşük, Afro Amerikan, Latin ve Hispanik kökenli ve dağılmış ailelerden gelen öğrenciler, dahil oldukları KIPP uygulaması ile alışılmamış başarılar elde etmişlerdir. Öğrencilerin yüzde doksanından fazlası programı tamamlamış ve başlangıçtaki hedeflerine ulaşmıştır. Bu uygulama eğitim alanında sıçrama yapmak için, bir süre sonra modası geçecek olan teknolojilere büyük yatırımlar yapmanın gerekli olmadığını göstermesi açısından da önem taşımaktadır. Zira önce PC yerleştirilen, sonra iPad dağıtılan okullarda eğitim performansı ile yapılan yatırım arasında pozitif bir kolerasyon var mı? Yoksa şimdi sıra her öğrenciye bir akıllı telefon uygulamasında mı?

Sosyo-ekonomik açıdan toplumun en alt kesimindeki çocukların önünde beklenmedik ufuklar açan bir diğer uygulama yakın zamanda İngiltere’de gerçekleştirilmiştir. Yirmi üç yıl önce bir meslek lisesi olarak kurulan Thomas Telford Okulu’na gelen bir müdür, eğitim sisteminde radikal değişiklikler yapmıştır. Bu programda öğrenciler okulda daha fazla zaman geçirmişler, her ders sınıf değiştirmek yerine aynı sınıfta üç uzun ders yapmışlardır. 2008 yılında öğrencilerin yüzde 99’unun A* almasıyla okul kamuoyunun dikkatini çekmiş ve bu yıl hedefleri olan yüzde 100 başarıya ulaşmışlardır. Elde ettiği sonuçlarla “Sir” ünvanı alan Kevin Satchwell bu durumu, “Benim gibi işçi sınıfının yedi çocuklu bir ailesinden gelenler için bir zafer” diyerek açıklamıştır”2.

Benzer şekilde Londra’da 2009 yılında açılan King Solomon Academy, bu yıl ilk mezunlarını vermiş ve Sir Kevin Satchwell’in profilindeki öğrencileriyle yüzde 93 başarı seviyesine ulaşmıştır3.

KIPP ve başarıyla sonuçlanan benzer formel programlarda öğrencilerin entelektüel düzeylerini geliştirmenin ötesine geçildiği görülmekte, karakter gelişimlerine ağırlık veren bir çaba öne çıkmaktadır.

Klasik Sınıf Anlayışının Dışında: Akran Eğitimi

Eric Mazur 1990’larda “akran eğitimi”ni (peer instruction) bir yöntem olarak önermiştir. Bilgi ve gözlemlerimiz iki temel noktanın kaçınılmazlığını göstermektedir. Yaşıtların birbirlerine olan önlenemez etkisi ve bilgisayarın yeni kuşağın hayatındaki vazgeçilmezliği. Yakın yaşlarda olanlar hayatı birbirlerinden öğrenmekte ve en az bu bilgileri sorgulamaktadır. “Hayatı yaşıtından öğren” tutumuna, son on yılda “hayatı bilgisayardan öğren ve online yaşa” anlayışı da katılmıştır.

Mazur, yaşıt eğitimleri üzerine çalışmış ve bilgisayar destekli yönergelerin ders anlatmak yerine koçluk yapmasına imkan verdiğini görmüştür. Harvard’da uygulamalı fizik hocası olan Mazur, akran eğitiminin sınıf içi dersini ve sınıf tartışmalarını aşan bir öğrenme sağladığını göstermiştir4. Yaşıtların veriye dayalı bilgiyi kazanmaları ve bunları arkadaş ortamında paylaşma becerilerine yatkınlıkları, bilginin kabulünü ve yayılımını kolaylaştırmıştır. “Kanıta dayalı, etkileşimli bilgi paylaşımı” tekniğini temel alan bu yöntem eğitim alanında hızla kabul görmüştür. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde sağlık psikolojisi çalışmalarımda, akran eğitiminin sağlığın korunması ve geliştirilmesi konularında önemli bir bilgi aktarım yöntemi olduğunu kişisel olarak da deneyimledim.

Akran eğitimi öğreneni merkez alan bir yaklaşımdır. Öğretenin merkez olduğu klasik sınıf anlayışıyla yapılan öğrenmenin sınıf dışına taşınması yolunu açmıştır. Mark Twain’in “üniversite, profesörün ders notlarının öğrencinin beynine uğramadan onun notlarına geçmesidir.” tanımı klasik öğrenmeye en etkin eleştirilerden biridir. Bu özlü ifade yeni yollar aramanın zorunluluğunu akıllara kazır. Öğrenmenin sahibi, öğrenmek isteyen olmalıdır. Bu noktada karşımıza çıkan soru, “akıtılan değil, benimsenen bilgi nasıl kurgulanır?” sorusudur. Öğrenme isteğinin en güçlü olduğu an, kişinin “o” bilgiye en çok ihtiyaç duyduğu andır. Hepimiz deneyimlerimizden tartışmaların duygu yükünün en yüksek olduğu zamanın yaşıtlar arası tartışmalar olduğunu biliriz. İşte soruların sorulduğu o ortamda doğru ve geçerli bilgiyi aktaran yaşıtlar anahtar kişi olurlar. Eric Mazur bu yolu açarak eğitime yeni bir boyut katmıştır.

Sonuç:

Bilimin süzgecinden geçen bilgi, hayatı yüksek kalitede ve doğru yaşama imkanı verir. İnsanın temel güdüsü olan öğrenmeyi bu bilgi ile buluşturmak için yeni yollardan biri akran eğitimi ise, diğeri geçerli öğrenme ilkelerinin ciddi ve tutarlı bir biçimde uygulanmasıdır.

Formel olsun ya da olmasın, bilgiyi benimsetmek için yaşıtlar arası tartışmaları teşvik eden akran eğitimi öğrencilerin entelektüel düzeyini arttırmanın ötesine geçer ve hayatı doğru yaşamak için temel bilgileri kazandırır. Akranların bilgiyi süzgeçlerinden geçirerek, kendi anladıkları biçimde aktarabilmelerini ve doğru bilgiye ulaşmada bireysel çıkarım yapmalarını teşvik eder. Eğitim alanındaki gelişmelerin öğrenen merkezli bu yaklaşımlarla şekillenmesi, kendini daha iyi tanımayı ve başarı tanımını bu yönde özelleştirmeyi mümkün kılmakta ve eğitimin ileriye dönük çıktılarını beklenen yönde geliştirmektedir.

Kaynakça:

  1. Knowledge is Power Program [İnternet]. Uygun erişim: http://www.kipp.org/about-kipp/history
  2. Top honour for go-ahead head teacher [İnternet]. Uygun erişim: http://archive.today/fWCyv#selection-1215.0-1215.36
  3. ARK’s King Solomon Academy post first ever GCSE results 93% get 5 A*-C [İnternet]. Uygun erişim: https://witness.theguardian.com/assignment/53ce6ab1e4b012be69215c32/1115918
  4. Crouch, C., Mazur, E. Peer instruction: Ten years of experience and results. Am. J. Phys. 2001; 69: 970-977.

Diğer Makaleler

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar

dijital_bilge