Her şeyin her zaman gelişim ve değişime açık olduğunu bilmiyor değiliz. Ama son zamanlarda çok fazla şey değişti. İnsanlık tarihi bir yana, son 80 yıl diğer tarafa. Bu durum bir ‘hızlı değişim’ bilinci geliştirdi. İnternet bu evrimin ve bilincin gelişimine tuz biber olmakla kalmadı, sebep oldu. ‘Y kuşağı’ da işte tam da bu bilincin ürünü. Her şeyi ‘hızlıca’ denemek isteyen zamanın gençleri, bir kere ‘tıklayarak’ her şeyin içine hızlıca bakmak ve hızla devam etmek istiyorlar. Vakitleri yok. Samimiyet ve birebir ilişkiler onlar için birçok şeyden daha değerli. Resmiyeti unutun. Rahat olun!
Her şeyin her zaman gelişim ve değişime açık olduğunu bilmiyor değiliz. Ama son zamanlarda çok fazla şey değişti. İnsanlık tarihi bir yana, son 80 yıl diğer tarafa. Bu durum bir ‘hızlı değişim’ bilinci geliştirdi. İnternet bu evrimin ve bilincin gelişimine tuz biber olmakla kalmadı; sebep oldu. ‘Y kuşağı’ da işte tam da bu bilincin ürünü. Her şeyi ‘hızlıca’ denemek isteyen zamanın gençleri, bir kere ‘tıklayarak’ her şeyin içine hızlıca bakmak ve hızla devam etmek istiyorlar. Vakitleri yok. Samimiyet ve birebir ilişkiler onlar için birçok şeyden daha değerli. Resmiyeti unutun. Rahat olun!
Neler Değişecek?
Çalışma Ortamları
Geçtiğimiz günlerde e-ticaret dalında fikrine çok değer verilen bir dostum ile görüşme fırsatım oldu. Kendisi 1984 doğumlu gerçek bir ‘Y kuşağı’ üyesi ve kendisinin çok büyük çaptaki firmaların internet üzerindeki itibarına yönelik projeler geliştiren bir firması mevcut. 30 kişilik bir ekipleri var ve ofisleri yok. Ona ‘peki bu kurumsal müşterilerin ile nerede buluşuyorsun’ diye sordum ve bana ‘onlara size en yakın Starbuck’s nerede diye soruyorum’ dedi. Bu size garip mi geldi? Sakın gelmesin.
Çalışma ortamları değişecek. Köşeli ofisleri, ahşap masaları, kapalı kapıları kısa süre sonra görmeyeceğiz. Hatta ofisleri de göremeyeceğiz. Camlı binalar yerine ahşap, doğal ve organik yapılar popüler artık. Herkes evinde çalışacak. Trafik yok. Ara toplantılar için Starbucks, Gloria Jeans ve belki Cafe Crown fena olmaz. Bir kahve içerken dizüstü bilgisayardan ‘3G’ ile bağlanır işimizi görürüz. Böylelikle bir yandan kahve içerken sohbeti ve işi birbirine karıştırırız. Sizce bu yanlış mı? ‘Y kuşağı’ için bu doğru olanı.
Pazarlama Süreçleri
‘Y kuşağı’ ile pazarlama süreçleri değişti. Bunu internetin sonuçları bütünüyle ölçebilen, sayısal değerleri değiştirdi. Her şey berrak. “Firmamıza kaç ziyaretçi geldi?”,”Ne kadar zaman geçirdi?”,”Ne hissetti?”,”Aldı mı almadı mı?” çok belirgin. ‘Y kuşağı’ için pazarlama tamamen sonuç odaklı. Ne koymuşuz ve ne almışız? Bunu gören yeni nesil de sabırsız, hızlı, sonuç arayışı içerisinde.
İletişim Çeşitleri
‘Y kuşağı’ resmiyeti sevmiyor. Hem de hiç sevmiyor. Bey/Efendim/Sayın gibi kelimeler ilk yazışmalardan sonra yerini artık doğrudan isim ile hitaba ve hatta ‘Abi’ tipi ifadelere bırakıyor. Önce arkadaşlık ve samimiyet var. İş sonra. Ağdalı ve özenle seçilmiş cümle ve kelimeler yerine daha kısır ve sürece değil sonuca yönelik kelimeler var. Günlük kullandığımız kelime sayısı eskiye oranla çok daha sınırlı. Eski Türkçe, derin Fransızca ya da Sheakspear İngilizce’sini unutun. Bunun yerine yeni kuşak kendi geliştirdiği iletişim biçimiyle haberleşiyor. Mesela you yerine ‘u’ ya da ‘are’ yerine ‘r’ yeterli. Merhaba yerine ‘mrb’, selam yerine ‘slm’ kullanılıyor. FYI ve LOL gibi ifadeler kullanıyor musunuz? ‘Y kuşağı’ ise beklentisini bu yollarla ‘hızla’ anlatıyor. Zaten sonuçları da ‘hızla’ tartıyor.
Peki bunun sebebi nedir mi? Sakın unutmayın, bu kuşak MSN önünde karşıdaki arkadaşına laf yetiştirme çabası içinde büyüdü. Yazarken çok düşünmedi. Sadece söyledi. Söylerken de en basit ve pratik yolu tercih etti.
Eskiler Ne Yapacak?
Eskiler ‘Y kuşağına’ güvenecek çünkü başka bir şansları da yok. Bunun dışında beynimizin kapılarını çok açık tutmalı, kafatasımızı şeffaflaştırmalıyız. Beyin zarlarımız incelmeli. Her gün değişen bu ortam kafatasımızdan beynimize süzülmeli ve kalbimize nüfuz etmeli. Sürekli değişmemeli ama kendimizi geliştirmeye ve uyum sağlamaya zorlamalıyız. Bu kuşağı daha yakından tanımaya çabalamalıyız çünkü yakın gelecekte Dünya’mızı onlara ve onların anlayışına teslim edeceğiz. Peki onları tanımak için ne mi yapabiliriz? Bu konuda sanırım aşağıdaki anekdot hepimize yardımcı olabilir.
Geçtiğimiz günlerde Yemek Sepeti kurucusu ve çocukluk arkadaşım Sevgili Nevzat Aydın ile bir yemek yedik. Bana şu yönlü bir tavsiyede bulundu : ‘ Şirketine 13-14 yaşında birini al. Sakın yanından ayırma. Artık sen de ben de yaşlandık. (Ben otuz yaşındayım, Nevzat Bey ise 33) Onların dünyası çok farklı. Onların dünyasını en iyi onların yanında öğrenirsin’ dedi. Sanırım bu tavsiyeyi değerlendirmek ‘Y kuşağını’ yakından tanımak için iyi bir fırsat olabilir.
Kendimizi önce ‘Y kuşağına’ ve sonra gelecek kuşaklara hazırlamak için bugün iyi bir gün.

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *