Yaşamak ve çalışmak arasındaki dengenin nasıl kurulduğu, birçok alanda olduğu gibi, kültürden etkilenir. Güç ve başarıya verilen önemin ağır bastığı, ‘öne geçme’nin önemli olduğu başarı yönelimli kültürlerde insanlar çalışmak için yaşar. İş, hayatın büyük bölümünü kaplar. Diğer yandan, uyum ve anlaşmanın ön planda olduğu, ‘iyi geçinme’nin ağır bastığı ilişki yönelimli kültürlerde iş, hedeflenen yaşam tarzına giden bir araç olarak görünür. Türk kültürü bu denklemin neresinde? Bu kültür, iş hayatını nasıl etkiliyor?
Yaşamak ve çalışmak arasındaki dengenin nasıl kurulduğu, birçok alanda olduğu gibi, kültürden etkilenir. Güç ve başarıya verilen önemin ağır bastığı, ‘öne geçme’nin önemli olduğu başarı yönelimli kültürlerde insanlar çalışmak için yaşar. İş, hayatın büyük bölümünü kaplar. Ne pahasına olursa olsun öne geçmek, rekabet etmek, çok kazanmak, en iyi sonucu almak önemlidir. Kültürün bu boyutu, Hofstede endeksine göre1 95 puanla dünyanın en başarı yönelimli toplumlarından biri olan Japon kültüründe ‘çok çalışmaktan ölmek’ anlamına gelen karoshi ile en uç noktada hayata yansımaktadır.
Diğer yandan, uyum ve anlaşmanın ön planda olduğu, ‘iyi geçinme’nin ağır bastığı ilişki yönelimli kültürlerde iş, hedeflenen yaşam tarzına giden bir araç olarak görünür. Yükselmek ya da çok kazanmaktan ziyade, sevilen bir yönetici olmak ve ekip arkadaşlarıyla, hır gür olmadan, rahat ve konforlu bir ortamda çalışmak temel beklentileri oluşturur. Türk kültürü, 45 puanla ilişki yönelimli bir toplumdur. İnsanlar yaşamak için çalışır.
Araştırma bulguları
TÜSİAD tarafından yaptırılan bir araştırma, Türklerin yaşamak için çalıştığını desteklemektedir:2 Katılımcıların sadece yüzde 9.8’i ‘hayatındaki en önemli şeyin işi olduğunu’ belirtmiştir. Yüzde 17.2’lik bölümü ‘mecbur olmasalar çalışmayacaklarını’ paylaşmıştır. İşi hayatın merkezine alan başarı yönelimli kültürlerin tersine, Türk insanı için önemli olan birlik, uyum ve iş ortamındaki ilişkilerin kalitesidir.
Ancak çalışma saatlerinin uzunluğuna baktığımızda, beklentilerin uygulamalarla paralel olmadığını görüyoruz: Haftada 50 ya da daha fazla çalışma saatinin nadir rastlanan bir durum olduğu OECD ülkeleri arasında çalışma saatlerinin uzunluğu konusunda uzak ara birinciliği Türkiye alıyor (Tablo 1).3 OECD ülkelerinde ortalama bir çalışan yılda 1765 saat çalışmakta, gününün ortalama 15 saatini kişisel ihtiyaçlarına (uyumak, yemek vb.) ve isteklerine (sosyalleşme, hobiler, oyun ve televizyon, spor vb.) ayırmaktadır. Bir Türk ise yılda ortalama 1855 saat çalışmaktadır.
Sonuç
‘Keyifli ve huzurlu’ çalışmanın çok önemli olduğu Türk kültüründe, işyerinde bu kadar uzun saatler geçirmek, ekip arkadaşlarıyla uyumlu ilişkiler kurmanın önemini daha da artırmaktadır. Hayatın büyük bir bölümünün geçtiği işyerinde olumlu ve uyumlu ilişkiler sürdürmek, çalışanın mutluluğunu ve dolayısıyla verimini artıran en önemli etkenlerden biri olacaktır.
Kaynakça:
- The Hofstede Centre [İnternet]. Uygun erişim: http://geert-hofstede.com/united-states.html
- Baltaş A. Türk kültüründe yönetmek. Remzi Kitabevi; Haziran 2010.
- Work-Life Balance – OECD Better Life Index [İnternet]. Uygun erişim:http://www.oecdbetterlifeindex.org/topics/work-life-balance/

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *