Geçen yazımızda futbolda istediğimiz noktadan çok uzakta olmamızın nedenleri üzerinde durduk. Bu yazı ise doğrudan Dünya Kupası’ndaki başarısızlığımıza neden olan, her biri küçük gözüken ancak sonucunda bardağı doldurup taşmasına neden olan faktör ile ilgili olacak.
Futbolda beklediklerimizi bulamamamızın nedenleri olarak çok sığ oyuncu havuzu, saha eksikliği, yetersiz koçlar, çok daha yetersiz yetenek avcılarını sıralamış ve bu konuda başarılı olan ülkelerle sayısal kıyaslamalar yaptık. https://kaynakbaltas.com/genel/futbolda-neden-basarili-olamiyoruz/
Hezimeti hazırlayan nedenler
Şimdi genelden özele gelerek, 2026 Dünya Kupası’nda yaşadığımız hezimet konusundaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Kupa bittikten sonra, futbola ilgim ve geçmiş yaşantılarımı bilen çok kişi bana, “Takımda bir psikolojik danışmanın olmamasının bu sonuç üzerinde etkili olup olmadığını” sordu. Spekülasyonlardan kaçınmak için bu sorulara cevap vermedim.
Hiçbir büyük olay “tek bir nedenle” veya “kimsenin bilmediği bir kişinin dile getirdiği şu nedenle olmaz”. Önemli olaylar, birbirine eklenen çok sayıda küçük olayın sonucunda ve bardağın taşması sonucunda olur. Madenler bu kalıba uygun patlar, uçaklar bu kalıba uygun nedenlerle düşer, hastalar acil seviyede veya yoğun bakımda bu kalıba uygun şekilde ölür. Hatta yağmurlu yolda elektrik akımına kapılan kişi bu nedenle hayatını kaybeder. Kısacası bardağın taşmasının nedeni son damla değil, bardağın dolu olmasıdır. Şimdi bildiğim kadarıyla bardağı dolduran birkaç konuyu paylaşacağım.
Önemli bir etken, birçok kişinin işaret ettiği gibi, kampın Arizona’da yapılmasıdır. Kırk derecenin üzerindeki sıcaklığa uyum sağlamanın çok zor olduğunu ve antrenmanların verimini etkilediğini biliyoruz. Bunun için yapılması gereken, 1998 Avrupa Şampiyonası’nda yapıldığı gibi FIFA’nın bize sunduğu imkânı kabul etmek yerine, parasını ödeyeceğimiz farklı ve uygun yeri seçmekti. Bu iradeyi gösterememek pahalıya mal olmuştur.
İkinci bir etken, kampın mahremiyetinin hiç olmayacak ölçüde ihlal edilmiş olmasıdır. Önemli bir turnuvanın hazırlık kampının sosyal ilişkiler açısından özenle planlanması gerekir. Temel amaç sporcuların odağının kaybolmamasıdır. Benim görev yaptığım yıllarda kampta futbolcular dışında sadece yönetim kurulunun millî takımlar sorumlusu bulunurdu. Federasyon Başkanı bile haberli olarak gelir, futbolcularla on dakika toplanır, şans diler ve teknik ekiple yemek yiyerek ayrılırdı. Oysa Arizona kampının panayır yeri olduğunu, tüm yönetim kurulu üyeleri, yakınları ve çocuklarının kampta uzun saatler geçirip futbolcularla bitmez tükenmez selfie’ler çektiğini biliniyor. Yol parasını ödeme gücüne sahip bütün Of’luların kampa gelip selfie çektirdiği konuşulanlar arasında.
Bir başka etken, futbolcu ailelerinin kampta kontrolsüz şekilde uzun zaman geçirmeleri olmuştur. Aile havası yaratılmak istenirken bazı futbolcu babalarının, çocuklarının hakkını korumak için sesini yükselttiği medyaya yansımıştır. Bütün bu gelişmeler futbolcuların odağını dağıtmış ve bardağın dolmasına katkıda bulunmuştur. Ayrıca kampta bazı oyuncuların sesinin yüksek çıktığı ve bunun takım içinde huzursuzluk yarattığı da medyaya yansımıştır.
Bir başka etken, oluşturulan yüksek beklentinin futbolcular üzerinde baskı yaratmasıdır. Grup kuraları çekildiğinde kamuoyunda oluşan beklenti, çeyrek final yolunun açık olduğu, hatta yarı finalin sürpriz olmayacağı yönünde oluşmuştur. Türkiye Yüzyılı Vizyonu ile desteklenen kampanyalar oyuncular üzerinde yüksek beklenti ve baskı oluşturmuştur. Aslında baskı ayrıcalıktır ancak bunun yönetilmesi için profesyonel destek gereklidir. Teknik Direktör bu işlevi kendisinin yerine getireceğini ve bir psikolojik danışmana ihtiyaç duymadığını söylemiştir. Bu eksiklik de bardağı dolduran faktörlerden biridir.
Mutlaka kazanılacağına inanılan Avusturya maçından sonra teknik heyet de paniğe kapılmış ve aşikâr hatalar yapmış ve ikinci dakikada yenilen gole ve bir devre eksik oynayan ve kendi kapasitesinin katbekat altındaki bir takıma yenilmiştir. Millî takım ilk iki maçta toplam 62 şut çekmiş ve gol atamamıştır. Bir Amerikalı gazeteci bu durumu, “Türklerle ava çıkacaksanız arkalarında durun.” diyerek mizah konusu yapmıştır.
Hiç şüphesiz bu sonucun önde gelen iki sorumlusundan biri olan Teknik Direktörün özellikle ikinci maçta saha içindeki hatalarına değinmek istemiyorum. Ancak yukarıda sıraladığım nedenlerin her biri için hocanın müdahalesi gerekirdi. Kamp yerini kabul etmez, kampın panayır yerine dönmesine izin vermez, ailelerin oyuncularla etkileşimini sınırlar, oyuncular üzerindeki baskıyı yönetmek için yardım ister, bir oyuncunun çok yüksek çıkan sesinin arkadaşlarını olumsuz etkilemesine engel olabilirdi. Ancak o, bunları yapacak iradeyi gösterememiş ve patronuna teslim olmayı seçmiştir.
TFF’nin tarihe geçecek bir diğer başarısızlığı, 50 ülkeden seçilen 52 orta hakem, 88 yan hakem ve 30 VAR hakeminin arasında bir tek Türk hakeminin olmamasıdır. İronik bir şekilde Türkiye’de istenmeyen adam konumundaki Cüneyt Çakır FIFA’nın hakem eğitmenidir.
Sonuç
Bütün bunlar “Haiti’den sonra Dünya Kupası’na veda eden ikinci takım” olarak aşağılanacak şekilde tanımlanmak sonucunu doğurmuştur. Yukarıda belirttiğim gibi bu sebeplerin hiçbiri tek başına yaşanan sonucu doğurmaz ancak saydığımız nedenler ve bilmediğimiz niceleri bardağı doldurarak yaşanan felaketi doğurmuştur.
Hiç şüphesiz sürecin içinde yaşayanların anlatacağı çok şey vardır. Ancak perde arkasına sarkmadan ve dedikodulara kulak vermeden, sadece açık kaynaklarda elde ettiğim gerçeklerin bir bölümünü sıralamaya çalıştım. Geldiğimiz noktada beklenen, bu süreçte sorumluluk taşıyan herkesin başarısızlığı kabul etmesi, özür dilemesi ve istifa etmesidir. Ancak bunun yerine sürecin birinci sorumlusu Adalet Bakanı’na çağrı yaparak eleştiride bulunanlar hakkında yasal takibat talep etmiştir. Bu da yaşananlardan hiç ders çıkarılmadığının ve gelecekte de aynı yolu izleyerek, aynı sonucu alacağımız anlamına gelmektedir.
