İnsana odaklanan bilimsel alanlar veya popüler kültür mutluluğu mercek altına almaktan uzak duramazlar. Kimi insanlar kendileri adına mutluluğun peşinde koşarken, bazıları mutluluğun izini diğerleri ve dünya adına sürmeyi ilke edinir. Bireysel mutluluk ve toplumsal mutluluk içeriği ve sınırları açısından ciddi farklılıklar barındırır. Her iki durumda da acıyla kesişmeyen mutluluk yumakları yoktur. Zira mutluluk ve mutsuzluk iki zıt kardeştir.
İnsana odaklanan bilimsel alanlar veya popüler kültür mutluluğu mercek altına almaktan uzak duramazlar. Kimi insanlar kendileri adına mutluluğun peşinde koşarken, bazıları mutluluğun izini diğerleri ve dünya adına sürmeyi ilke edinir. Bireysel mutluluk ve toplumsal mutluluk içeriği ve sınırları açısından ciddi farklılıklar barındırır. Her iki durumda da acıyla kesişmeyen mutluluk yumakları yoktur. Zira mutluluk ve mutsuzluk iki zıt kardeştir. Mutluluğun acısız bir duygu bütünlüğü yaratarak tüm insanlığı kapsamasının yöntemi henüz bulunamadı. Her insanın hayatında ikisi de var, ancak dağılım hiç adaletli değil. Ne geçici mutlulukların peşinde olanlar, ne de insanlığı yüceltmek isteyenler için.
Çocukluğumda ve gençliğimde ailemin her iki şehirle olan bağı nedeniyle İstanbul ve Bursa hayatlarını iç içe yaşadım. Bağlarım hala sürse de, bu iç içelik 1950’den 1971’e kadarki yoğunluğunda olamıyor. Ülkemizin sosyo-politik yapısını evimize taşıyan konulardan biri de Nazım Hikmet’in Bursa hapishanesi yıllarıdır. 1963’te Moskova’da sürgünde iken ani ölümünün yeniden alevlendirdiği baskı ve haksızlıkları dile getiren sohbetler ve o sohbetlere eşlik eden şiirleri yıllarca aile ve dost toplantılarımızın merkezinde oldu. Bursa Cezaevi Müdürü Tahsin Akıncı’nın Nazım’a olan yakınlığı, ideolojik olduğu kadar kızı Şehnaz Akıncı’nın da İstanbul’da cezaevinde oluşundandı. Değerli aile dostumuz Şehnaz Hanımla olan yakınlığımızda; o günlere ve yıkılmayan inançlarına tanıklık etme fırsatım oldu. Abidin Dino’nun çiçek serisi resimleri Şehnaz hanımın atölyesinin ve yaşam mekanının tüm duvarlarını kaplardı. O mekanlarda okunan şiirler hala kulaklarımdadır. Felsefeye gönül vermiş olan babam edebiyata da kopmaz bağlarla bağlanmıştı. Kabataş Lisesi’nde edebiyat öğretmeninin Behçet Necatigil olmasından gururla bahseder, yemeklerimizi bir şiirle noktalardı. Babamın konuşmaları arasında Necatigil’in “Seni özlemek istemiyorum ben, ben seni yaşamak istiyorum dizeleri” aşk şiirinden çıkar, her konunun özüne gönderme yapardı.
Nazım’ın Saman Sarısı şiirinde, gezdiği altı şehrin anıları, memleketi, İstanbul özlemi ve Vera’nın hayatına kattıkları dile gelir. Büyük ustaların anısına; fırça ve renk ustalığına hayranlık duyduğu Abidin Dino’ya ve mutluluğa yaptığı göndermelere yer vermek istedim.
Saman Sarısı şiirinden;
Abidin uçsuz bucaksız hızın renklerini döktürüyor
ben renkleri yemiş gibi yerim
ve Matis bir manavdır kosmos yemişleri satar
bizim Abidin de öyle Avni de, Levni de
mikroskobun ve füze lumbuzlarının gördüğü yapılar meydanlar renkler ve şairleri ressamları çalgıcıları onların
hamlenin resmini yapıyor Abidin
yüz elliye altmışın meydanlığında
suda balıkları nasıl görüp suda balıkları nasıl avlayabilirsem öyle görüp öyle avlayabilirim kıvıl kıvıl akan vakıtları tuvalinde Abidin’in
Sen ırmağı da bir ay dilimi gibi
genç bir kadın uyuyor ay diliminin üstünde
onu kaç kere yitirip kaç kere buldum daha kaç kere yitirip kaç kere bulacağım
işte böyle işte böyle kızım düşürdüm ömrümün bir parçasını Sen ırmağına Sen Mişel Köprüsü’nden
….
Küba’dan döndüm bu sabah
Küba meydanında altı milyon kişi akı karası sarısı melezi ışıklı bir çekirdek dikiyor çekirdeklerin çekirdeğini güle oynaya
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
işin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini
sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin
…
Paris’te yaşayan ve bize karanlık odasında sabırla yol göstererek siyah beyaz resimle duygusal bağ kurmamızı sağlayan mimar dostumuz S. Okur, Güney Fransa’da Acar’la beni çektiği bir fotoğrafımızı yollamış, “Abidin mutluluğun resmini yapmadı ama ben fotoğrafını çektim” diye not düşmüştü. Bu kare yıllardır çalışma masamın üzerindedir. Baktıkça anılarımı taze tutmama ve mutluluk üzerine düşünmeme imkan verir.

Felsefenin uzun uzadıya tartıştığı Eudaimonia kavramındaki ahlak; toplumsal ve insani değerlerle beslenen erdemli insanlara gönderme yapar. Onlar “öznel iyilik hali”nin ötesindeki iyiliğin ve refahın peşine düşenlerdir. Bu yazıya konu olan şiirlerde, insanlık adına doğru belledikleri ideallerinin peşindeki bilge insanların hayatlarını hayalleri ile harmanladığı dizelerini onur duyarak okuyacağınıza inanıyorum. Abidin Dino, Nazım’ınşiirine özlem dolu bir şiirle cevap vermişti.
Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seninle, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
Anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
Bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.
İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya…
Anlam bulduğumuz düşünce, duygu ve eylemlerimizin onur duyulacak konuları kapsaması bize umut veriyor. Bilimin ışığında, kültür değerlerimizi önemseyerek insanın gelişim ve değişiminin önünü açma çabasındayız. Baltaş hizmetlerinin merkezinde insanın ve sürdürülebilir bir dünyanın yer alması; tüm ekibimizi işine ve hayata bağlayan iradedir.


Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *