Bu makalede mutluluğun, hayattan memnunluğun, mutuszluğun gerekçeleri, tanımları tartışılıyor.
Mutlu muyum, mutsuz muyum; keşke bütün mesele bu’ndan ibaret olsaydı. Gallup’un 2014 mutluluk/yaşam memnuniyeti anketi sonuçları hakkında görüşümü sorduklarında aklımdan o anda geçenleri saymaya başlamam nasıl bir etki uyandırdı, bilmek zor. Telefonu kapattığımda kafamda oluşanları sizinle de paylaşırsam, belki anlayabilirsiniz.
Memnuniyet ve mutluluk
Bir İngiliz düşünüre, “mutlu musunuz?” diye sorduklarında, “hayır” der. Ekler: “mutlu olmadığım için mutsuz da değilim”. Beni bu mutluluk ansiklopedisi yazma fikrime tekrar döndürtecek sonuçlar nelerdi? Kabaca; bir ay önce anket katılımcılarının yüzde 80’i “mutluyum” derken, neredeyse, bir ay sonra, yüzde 20’si “hayatımdan memnunum” demiş. Bir ay önce neredeyse herkes “ben mutluyum”, derken bir ay sonra neredeyse hiç kimse “ben hayatımdan memnun değilim” diyebilir mi? Bu anketlerin aynı konuları irdelemediği anlaşılıyor. Memnuniyet ile mutluluk arasındaki ayrımı yapabilen bir halkın mensubu olduğumuz için sevinmeliyiz belki de. Durumdan memnun olmamak, mutluluğa neden engel olsun? Mutluyum demek neden memnuniyetsizliği ifadeyi önlesin? Bu sorular bana bir mutluluk ansiklopedisi yazma “ilham”ı da vermiş, ve ilk fasikül için notlarımı almaya başlamıştım.
“Ben olsam” şunu da sorardım: “Geçen ay nasıldınız? Bu ay nasılsınız?” Mutluluk skorları genellikle geçmişe dönük olarak daha bol keseden verilir. Orhan Pamuk’un “Ne kadar mutluymuşum, bilmiyordum” sözleriyle başlattığı Masumiyet Müzesi’ndeki Kemal’e, “mutluluk dumanı tüten bir silahtır” (“happiness is a warm gun”ın kendimce çevirisi) diyen Beatles’a ve “nerede o eski günler” diyenherkese bakılırsa, mutluluk yaşandığı anda hissedilmeyen, ama hatırlanan bir duygu, bir ruh halidir. Katılmamak mümkün mü?
“Bugünlerini çok ararsın” sözünü duyan her çocuk ve genç, “aslında çok mutluyum da haberim yokmuş, haberim olduğunda da mutluluk gelip geçmiş olacak” mesajını çıkartması gerektiğini de ancak büyüyünce anlar. Hoş, psikanalist kuramcılarınezeli istirahatgaholarak gördükleri ana rahmindeki durumu mutluluk olarak tanımlarsak, bebeklerin anneleri ile tek parça oldukları zamanın özlemi ile davranışlarına da bir anlam verebiliriz.
“Mutluluğunuzu nasıl alırdınız?”
Anketlerin sonuçları kafamıza yatmıyorsa, metodolojiye ilişkin sorunlar olduğunu öne sürüp yok sayabiliriz. Gallup anketinin sorularını görmediysem de, araştırmanın güvenilirliğini yüksek (ve sorularını beğenmeseniz de, çok kişiyle yapılmasının hata payını azaltacağını) kabul ederek, sonuçlar hakkında yorum yapabiliriz. Kim sordu, neden sordu, nasıl sordu, kime sordu gibi yöntemsel ve hayati önemdeki ayrıntıları “en ideal biçimde yapılmıştır herhalde” diyerek atlayalım. Bu çelişkili gözüken yanıtlarla yansıtılan ruh durumunun pekala geçerli ve mümkün, durumun sahiden öyle olabileceğini deneyimlerimizden bilebiliriz. Örneğin, bana “nasılsın?” diye sorduklarında sabah vereceğim cevapla, akşamkinin birbirini tutmaması bireysel bir acayiplik değildir, herhalde… Yanılıyor muyum?

“Mutsuz musun?” sorusu ise bambaşka çağrışımlar yapabilir. “Yok, o kadar da mutsuz sayılmam” demenin daha kolay geleceğini düşünürüm. Bir de, mutsuzum derseniz, neden olduğunu açıklamanız gerekir ki, bu genellikle mutsuzluğun verdiği sıkıntıyı derinleştirir.
“Hayatından memnun musun?” ile karşılaştığımda ise, aynı Amerikan lokanta endüstrisinden ithal, masamıza gelen garsonun “nasıl her şey yolunda mı, her şey istediğiniz gibi mi?” biçimindeki samimiyetsiz ama rahat ettirici sorusuna verdiğim yanıttaki gibi: “Evet, balık biraz daha ızgarada kalsaydı, sanki daha iyi olurdu” diyerek derdimi söylerim. Karşımdakinin bu konuda pek bir şey yapamayacağını öğrenmiş olarak, o “oluyor böyle şeyler” anlamında sevimli hareketler yaparak başka bir masaya aynı soruyu sormak üzere yöneldiğinde yakasına yapışmayıp “mutsuz olmama” fırsatı yakalamış olurum. Sıkıntıyı savuştururum. Mutlu olmadığımız, ama bunun bizi mutsuz etmeye yetmediği durumlara örnekler çoğaltılabilir.
Mutluluk ve halinden memnuniyet gibi bir çoğumuza anlam olarak pek de birbirinden farklı gelmeyecek kavramların bu yakınlığına yanaşan bir üçüncüsü var: Keyif. Keyif kavramı kendi başına bir yazı olamyı hak edecek kadar geniş olduğu için, sadece adını anarak geçiyorum.
Ansiklopedi için bazı fikir çekirdeklerini sıralarsam, okuyucular üzerinde düşünülüp bunları geliştirebilir.
- Üzülmek değil üzüldüğü için üzülmek “arabesk”tir.
- Başkasının mutsuzluğundan rahatsızlık duymak, buna kayıtsız kalamamak,mutlu olmanın bir ölçütü sayılmalıdır.
- Birey olarak içinde olduğumuz toplumun ve parçalarının yaşantısı üzerinde bir etki yaratabildiğimiz ölçüde; toplum demokratik, biz de mutlu olabiliriz.
- Mutluluk amaçlanarak elde edilecek bir durum sayılmaz. Yaptıklarımızın ve yaşadıklarımızın bir yan ürünüdür.
- Parayla saadet olmaz. Daha doğrusu mutluluk satın alınamaz. Ama parasızlık ve yoksulluk mutlu olmayı zorlaştırır.
- Özgür olmayan toplumlardaki insanların rahatlığını, mutluluk ile karıştırmayalım. Ayrıca rahat batması sendromunu da hatırlatayım.
- Bu yazıyı Pazar günü okuyanlar mutluluğun ne olduğunu en güzel hissettirecek satırları, “Bugün Pazar. Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar/…” diye başlayıp, “toprak, güneş ve ben./Bahtiyarım” diye biten şiirin dizelerinde bulabilir.
Sonuç
Aklının bir ucu geçmişte kalmış, mutluluğu yine de gelecekte arayanların, “mutlu ha olduk, ha olacağız” telaşındakilerin bir kez daha düşünmesi gerekiyor galiba. Mutlu olma fırsatlarını görmemizi engelleyen bu arayış tarzı, belki de halinden memnuniyetimiz arttıkça mutluluğun bir yerlerden çıkıp geleceğini telkin ediyor.

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *