Amacımız, kişiliği değiştirmek değil, değişim ihtiyacı ile ilgili farkındalık yaratıp, istek uyandırmak ve yöntemler sunarak davranışları beklenen yönde değiştirmek ve geliştirmektir. Davranış değişiminin hızlı ve kalıcı olması, önce kişinin bu değişim ihtiyacını hissetmesi ile başlar. Daha sonra değişimi istemesi, süreç boyunca zorluklar karşısında kararından vazgeçmemesi ve bu doğrultuda ilerlemesi önem taşır. Değişmesi gereken davranışla ilgili uygulanabilir bir yöntem öğrenmesi ve gerekirse profesyonel bir destek alması gerekir. Yani davranış değişimi “farkındalık, isteklilik, kararlılık ve yöntem kullanma”yı gerektirir.
Kişiliği, doğuştan gelen özellikleri içeren, hayatın ilk yıllarında şekillenen oldukça sabit olan özelliklerin bütünü olarak tanımlıyoruz. Kişilikte “sabit kalan özellikler” varken değişmesi mümkün mü? Böylesine güçlü ve yerleşmiş olan özellikleri insanlar değiştirmek ister mi, isterlerse ne kadar başarılı olabilirler? Tüm bu soruların yanıtlarına ışık tutmadan önce kişiliği daha yakından inceleyelim.
Kişiliğin doğuştan gelen özelliklerine “mizaç” denir. Kendimizi değiştirmekte zorlandığımız durumlarda hepimiz “mizacım böyle, başka türlü olmuyor” deriz. Oysa mizaç da değişmez değildir. Tıpkı genetik kodumuzun kaderimiz olmadığı gibi.
Bebeklerde doğuştan gelen özellikleri üç ana grupta topluyoruz;
Girişkenlik: Bebeğin cana yakın olması, yabancılardan hoşlanması, kolay iletişim kurması hatta iletişim kurmaya istekli olmasıdır.
Duygusallık: Bebeğin kolay sinirlenmesi, olumsuz duyguyu uzun süre taşıması, zor yatışmasıdır.
Atılganlık: Bebeğin korkusuz olması, hızlı davranması, risk alabilmesidir.
Bu üç özellik ilerleyen yaşlarda kişiliğin 3 bileşenini oluşturur:
Olumlu Duygulanım: Neşeli, enerjik, canlı, iletişime açık ruh hali
Olumsuz Duygulanım: Huzursuz, gergin ruh hali
Ölçülülük: Temkinlilik hali, harekete geçmede dikkatlilik hali
Aradan geçen yıllarda bebeği yetiştirenlerle yakın çevresinin tutum ve davranışları, bebekle kurdukları ilişki biçimi, ona sundukları deneyim olanakları kişilik gelişimini etkiler. Önemli bir bölümü genetik olan kişiliğin, diğer önemli bölümü böylece hayatın ilk beş yılında gelişir. Ergenlik sonrasında ise tamamen şekillenir ve sonrasında kolay kolay değişmez. Öyleyse neden eğitimler alıyor, koçluk çalışmaları yapıyor, kitaplar okuyor, çalıştaylara katılıyoruz? Bunun nedeni kişilik özelliklerimizin sebep olduğu davranışlarımızın değişebilir olmasıdır.
Davranışlar Nasıl Değişir?
Davranış değişiminin hızlı ve kalıcı olması, önce kişinin bu değişim ihtiyacını hissetmesi ile başlar. Daha sonra değişimi istemesi, süreç boyunca zorluklar karşısında kararından vazgeçmemesi ve bu doğrultuda ilerlemesi önem taşır. Değişmesi gereken davranışla ilgili uygulanabilir bir yöntem öğrenmesi ve gerekirse profesyonel bir destek alması gerekir. Yani davranış değişimi “farkındalık, isteklilik, kararlılık ve yöntem kullanma”yı gerektirir.
Sonucundan memnun kalınan davranış, bilerek ya da bilmeyerek tekrarlanır. Örneğin; hedef koyarak kendisini kriz anlarında duygusal anlamda yönetmeyi başaran kişi, bu durumda daha sağlıklı düşünebildiğini, daha doğru kararlar alabildiğini, diğer kişilerle yaşadığı yıkıcı çatışmayı yönetebildiğini, hatta onları olumlu etkilediğini gördükçe duygu denetimine verdiği önem artar. Arada yaşadığı başarısız örnekler kendisini daha fazla rahatsız etmeye başlar ve sistemli bir şekilde tekrarlanan davranışlar zaman içinde içselleşir. Böylece seçilmiş davranışlar kazanılmış davranışlara dönüşür. Davranışının sonucundan memnun kalan kişi o davranışı tekrarlar.
Değişim çabası içinde olan kişinin, çevresinde bulunan ve geribildirimine özellikle önem verdiği kişilerin (yöneticisi, eşi, görüşlerine önem verdiği yakın arkadaşı v.b) ondaki değişimi fark edip dile getirmesi, kişiyi güçlendirerek davranış değişimini hızlandırır.
Kişilik Özellikleri ve Değişime Direnç
İş hayatında da özel hayatta da bazı kişilerde kişilik değişimini ve gelişiminin daha hızlı ilerlediğini gözlemlerken, bazı kişilerde aynı hızı göremeyebiliyoruz. Kişilik özellikleri ile değişimin gerçekleşmesini sağlayan değişkenler arasındaki ilişki bu durumun nedenini net bir şekilde ortaya koyuyor. Örneğin; iç uyumu düşük kişiler kendilerini daha fazla eleştiriyor. İç uyumu düşük, uzlaşması yüksek kişiler olumsuz geribildirime daha açık oluyor. Bu kişiler verilen geribildirimleri önemseyerek kendilerini değiştirip geliştirmeye yatırım yapıyor. Buna karşın iç uyumu yüksek kişiler öz eleştiride cimri davranırken; iç uyumu yüksek, uzlaşması düşük kişilere olumsuz geribildirimi kabul ettirmek için daha fazla somut örnek vermek ve güven ilişkisi kurmak gerekiyor.

Değişim kararı aldıktan sonra iç uyumu ve hırsı düşük kişiler sabırsız davranıp değişimi farklı durumlara genelleyemediklerinde motivasyonları düşebiliyor. Buna karşın ortalama ve üstü iç uyumu olanlar özellikle hırsları yüksekse hedeflerinden vazgeçmiyor, motivasyonlarını daha yüksek tutarak kararlılık sergiliyor.
Yeniliğe açıklığı yüksek olanlar deneyimleyerek öğrenmeye ve değişmeye yatkınken, öğrenmeye açıklığı yüksek olanlar kitap okuyarak, eğitimlere katılarak, kurslara giderek geleneksel yollarla öğrenmeyi seviyor ve bu yolla kazandığı bilgiyi davranışlarına yansıtmaktan hoşlanıyor.
Ayrıca bazı kişilik özellikleri ile ilişkili davranışlar daha kolay değişirken, bazılarına daha fazla zaman, emek ve destek vermek gerekiyor. Örneğin sosyalliği düşük olan kişi, ilişki kurmaya, ilk adımı atmaya yatkın olmadığı halde iş rolü tam tersi bir durumu gerektirdiğinde kolay iletişim kurmayı öğreniyor ve geniş bir çevre edinebiliyor.
Özellikle satış ve pazarlama alanında sık rastladığımız düşük sosyalliğe sahip olmasına rağmen ilişki kurmakta çok başarılı olan katılımcılarımız “Başlangıçta böyle değildim, çok zorlandım ve iş hayatında geniş bir çevre edindim. Şimdi de özel hayatımda çok arkadaşım yok, az ve öz dostlarım var” şeklinde açıklamalar yapıyor. Tam aksine bir başka kişilik özelliği olan düşük iç uyumdan kaynaklanan “geribildirimleri kişiselleştirme, alıngan davranma” davranışını değiştirmek daha fazla farkındalık, sık geribildirim ve kararlılık gerektiriyor.
Sonuç
Bu bilgiler ışığında, kurumsal eğitim çalışmalarımızda ve koçluk süreçlerimizde amacımız; kişiliği değiştirmek değil, değişim ihtiyacı ile ilgili farkındalık yaratıp, istek uyandırmak ve yöntemler sunarak davranışları beklenen yönde değiştirmek ve geliştirmektir.

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *