Joyce Hogan, kişilik psikolojisinin önde gelen isimlerinden Robert Hogan’ın eşidir. Bu yazıda Durucan Baltaş, kendisi yirmi yaşındayken onların Tulsa’daki evlerinde geçirdiği zamanı anlatmıştır. Hogan ailesi, psikoloji bilgisiyle birlikte hayat tecrübesiyle de kendisine çok şey katmış değerli insanlardır.
Kişilik psikolojisi alanının önde gelen isimlerinden, Dr. Robert Hogan’ın hayat arkadaşı ve iş ortağı, sevgili Dr. Joyce Hogan’ın yakın geçmişteki ani vefatı, dostlarını olduğu kadar beni de derinden sarstı.
Joyce Hogan, 1987 yılında eşi ile birlikte kurduğu “Hogan Değerlendirme Sistemleri” şirketinde Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Kişilik değerlendirme alanında yürütülen projelerin bilimsel temellere oturtularak yaygın kabul görmesinin ardındaki kritik isim oldu. İşe alım ve yükseltmelerde performansın belirleyicisi olan kişilik özellikleri alanında yaptığı çalışmalarla, gerek ülkesinde ve gerekse küresel dünyada saygın bir yer kazandı. Sayısı yüzü aşan basılmış araştırma yazısının yanı sıra, birçok kitap bölümlerine ve kitaplara da imza attı.
Joyce ve Robert ile ilk kez İstanbul’da karşılaştım. O yıllarda Baltaş Grubu ile ortak çalışmalar başlatılmıştı ve ben henüz lise öğrencisiydim. Üniversitede psikoloji eğitimi almayı seçince, mesleki olarak da çalışmalarına yakın oldum. 2005 yılının yazında, Tulsa’daki Hogan Değerlendirme Sistemleri Şirketi’nde staj yapma fırsatı yakaladım.
Günün bütününde hep dostluk var
Hoganlar, stajın ardından yıllar geçmiş olmasına rağmen, her karşılaşmamızda bana yakın ilgi ve özen göstermeyi sürdürdüler. Staj yaparken onlarla birlikte yaşamıştım. Bu sürede bana evlerini açmalarının ve geniş bir yaşama alanı sunmalarının yanı sıra, istediğim zaman arabalarından birini alıp kullanma imkanı vermeleri, kendimi ailemin yanında yaşıyormuş gibi hissetmeme neden oldu.
Ev sahiplikleri ile evde kendimi iyi ve rahat hissetmem, işte yaptıkları yönlendirmeler ile yeni şeyler öğrenmem için ellerinden geleni yapıyorlardı. Yaklaşımları, tarzlarının yumuşaklığı ve içtenliği iz bırakıcıydı.
Sabahları 8.30’da evden çıkılırdı. Starbucks’a uğrayarak işe gitmek için Joyce’a ayak uydurmam, köpekleri Jack Russell’larla sabahı uzatmak için ise Robert’la hareket etmem gerekiyordu. Seçim bana bırakılırdı, her iki durumda da ofise aynı saatte giderdik. Haftaya başlarken Robert iş akışımı planlar ve beni bir yetkiliye emanet ederdi. Onlarla yaşadığım süre içinde her gün öğle saatlerinde hatırımı sormaları ve öğle yemeğimle ilgilenmeleri hiç değişmedi.
Her gün beş buçuk gibi işten çıkar ve keyifli bir akşama başlardık. Eve geldikten sonra yemek hazırlanırken günü değerlendirir ve farklı konular üzerine yorumlar yapardık.
Hogan’ların evinde akşam sohbetlerine ve yemeğe katılan ilginç bir misafirleri daha vardı. Marangoz Stu (Stuart). Stu, hayatında zor bir dönemden geçiyordu ve Hoganlar ona kucak açmış, süresiz olarak misafir katlarında yaşamasına izin vermişlerdi. Budist bir rahip olan Stu, konulara farklı açılardan bakar, derinliği ile beni etkilerdi. Elinin birçok şeye yatkınlığı ile ev yaşamındaki pek çok konuyu çözerek hayatı kolaylaştırması da cabası.
İmkanların paylaşılması, cömertlikte adalettir
Amerika’ya ziyarete gelenlere, restoranlarda bırakılması beklenen %20’lik bahşiş oranı biraz şaşırtıcı gelir. Hogan’lar her defasında bu oranın da ötesinde bahşiş bırakırlardı. Olive Garden’da yediğimiz bir öğle yemeği sonrasında niçin böyle davrandıklarını anlatmışlardı. Bana “Eğer sende bir şeyden çok varsa, onu ihtiyacı olanlarla paylaşmak iyi bir davranıştır, bahşiş vermek bu paylaşımlardan sadece bir tanesidir.” demişlerdi. Bu yaklaşım, yirmi yaşında biri olarak hayata bakış açımı etkiledi. Sonrasında bu tutumu benimseyerek hareket etmeye gayret ettim.
Akşam yemeği öncesi şarap eşliğinde sohbet ettiğimiz günlerden birinde, sohbet aşk, aile, çocuk yetiştirme üzerine oldukça koyulaşmıştı. Joyce, “Eğer kız çocuğun olursa, erkek çocuğa nazaran seni daha çok zorlayacak” diyerek bir yargısını benimle içtenlikle paylaşmıştı. Bu düşüncenin arkasında yatan sebebi sorduğumda ise, gülümseyerek “Görürsün” demişti. Kendi hayatım açısından haklı olup olmadığını değerlendirme fırsatım henüz yok. Ancak böyle bir yorumda bulunmasına yol açan psikolojik dinamiklerin neler olduğunu hala merak ederim.
Onlarda kaldığım süre boyunca iki güzel dostum daha oldu. Dünya tatlısı, zeki ve enerjik Jack Russell’ları. Tulsa yaşantımı besleyen, hayran kaldığım bu dostlardan ayrılırken emin olduğum bir şey vardı: Köpek alacağım zaman, cinsinin kesinlikle Jack Russell olacağı!
Ev yaşamında samimi ve yumuşak, iş yaşamında ciddi ve zorlayıcı olduğunu düşündüğüm Joyce’u birkaç kelimeyle tanımlayacak olursam “kıvrak zekalı, espirili ve zeki” (Witty) derim. Yokluğu, kişilik psikoloji alanında çalışanlar için büyük bir kayıp, benim için ise daha özel bir kayıp. Kişisel gelişimime sağladığı katkıdan dolayı ona minnettarım.
Joyce ve Robert Hogan’ın, bende iz bırakan kişiler olarak hayatımda her zaman özel bir yerleri olacaktır.

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *