Siz Duygusal Okuryazar mısınız?

Siz Duygusal Okuryazar mısınız?

Hepimiz olumsuz duygulara kapılırız.

Öfke, şüphe, endişe, korku, kıskançlık gibi duygulardan hem kurtulmak istiyoruz hem de bunlar bir süre sonra bir alışkanlığa dönüşüyor hatta bunlardan bazen zevk bile aldığımız oluyor. Olumsuz duyguların insanı kendisine önemli hissettirdiği bilinen bir gerçek. Öfkelenen insan kendini haklı ve önemli hisseder. Bu duygu onun egosunu okşar. Çoğu insan bu nedenle öfkelenmekten çok hoşlanır. Atasözünün söylediği gibi, “Öfke baldan tatlıdır.” Sadece öfke değil, aslında hırs, kıskançlık, üzüntü gibi diğer olumsuz duygular da bütün yıkıcılıklarına rağmen, insana bir kimlik verir, daha doğrusu böyle bir yanılsama yaratır. Öfkeli, kıskanç, üzüntülü bir insan, sanki bir kimlik sahibi olmuş gibi hisseder kendini. Çoğu insan bu nedenle olumsuz duygularını terk etmek istemez. Bunları terk ederlerse kimliksiz kalacağını zanneder.

Aslında olumsuz duygular bizim için hayati derecede önemlidir. Olumsuz duygular birer mesajdır. İğrenme duygusu olmasa zehirlenme kaçınılmaz olur. Korku duygusu olmasa insanın tehlikeleri sezmesi ve bunlara karşı önlem alması mümkün olmaz. Suçluluk duygusu olmadan insanın değerler sistemi (vicdan) kurulmaz; utanç duygusu olmadan ahlak oluşmaz

Olumsuz duygular bize atalarımızdan miras kalmış veya topluma uyum sağlamak için bize öğretilmiş son derece yararlı duygulardır. Fakat her ne olursa olsun bu olumsuz duygulara saplanıp kalmamak gerekir. İnsanın bu duyguları haklı bir gerekçe yokken sürekli canlı tutması kendine zarar verir hatta yıkıcı olur. Pek çok insan olumsuz duygulara saplanıp kaldığı, bu olumsuzluk çemberinin dışına çıkıp olaylara ve insanlara yansız bakmayı başaramadığı için tökezler. Olumsuz duygular, keskin sirkenin kabına zarar vermesi gibi en çok insanın kendisine zarar verir.

Pek çok durumda duygularımızla performansımız arasında doğrudan bir ilişki vardır. Olumlu duygularla birlikte performansımız artarken olumsuz duygularımız yoğunlaştıkça performansımız düşer. Onay görüp takdir edildiğimizde, iyimser olduğumuzda, kendimize güvendiğimizde başarımız artar. Yapılan birçok psikolojik testte, ortalamanın üzerinde bir yeteneğe sahip olduklarına ikna edilen öğrenciler, matematik sınavlarında kendi seviyelerin daha üzerinde notlar almışlardır.

Kurban olmaktan kurtulmak

Her duygunun altında mutlaka bir düşünce kalıbı vardır. Düşüncelerimizi değiştirirsek duygularımızı, duygularımızı değiştirirsek davranışlarımızı değiştirebiliriz. Ancak kolay gibi görünen bu değişikliği yapabilmek için en başta duygularımızı tanımaya ihtiyacımız var.

Daniel Goleman, dünyadaki bütün eğitim sistemlerinin akademik bilgiye aşırı önem verdiğini ama bu bilgilerden çok daha öncelikli ve önemli olan, “duygusal okuryazarlığa” ders programlarında hiç yer vermediklerini söyler. Ben Goleman’a bütün yüreğimle katılıyorum, bu öneriyi çok destekliyorum. Ben olsam daha ilkokul seviyesindeki çocuklara kendi zihinlerinde oluşan duyguları tanıma, onları nasıl yöneteceklerini öğretmeye öncelik verirdim. Duygularımızı fark etme, anlayabilme, tanımlama ve ifade etme duygusal okuryazarlık gerektirir. Duygusal okuryazarlık iyi ilişkiler kurmak, mutlu ve başarılı olmak isteyen herkes için olmazsa olmaz bir beceridir.

Çoğunluk olumsuz duygular içine girdiğinde onları bastırıyor. Olumsuz duyguları nasıl paylaşacaklarını bilmiyor, genelde bu duyguları, “küserek”, “ima”, “kinaye” ya da “şiddet” yoluyla dışa vuruyor. Çoğu zaman olumsuz duygulara kapılan insanlar bu duygularının sorumluluğunu üstlenmek yerine “kurban rolünü” oynamayı tercih ediyorlar. Kurban (mağdur) rolüne bürünmekle kendi haklılıklarını daha iyi ifade edeceklerini düşünüyorlar. Kendilerini üzen, sinirlendiren, hayal kırıklığına uğratan, hırslandıran, şiddete sevk edenin hep öteki insanlar, kendilerinin dışındaki sebepler olduğuna kendilerini inandırıyorlar.

Kabul etmeliyiz ki olumsuz duygularımızın sorumlusu, dışarıda değil içimizdedir. Martin Seligman’ın da dediği gibi “Kendi duygularımızı kendimizin yarattığının farkına varmalıyız, eğer çektiğimiz sıkıntılardan dolayı başkalarını suçlamaya devam edersek hayatımız sadece suçlamalardan ve savunmalardan ibaret hale gelir. Oysa mutluluk da başarı da başkalarına değil bize bağlıdır; bizim tercihlerimizden kaynaklanır.”

Duygusal çevikliği anlama

Olumsuz duyguların doğru yöntem ve doğru bir dille yönetebilmek hepimizin hem iş hayatında hem özel hayatında mutluluğunun ve başarısının olmazsa olmaz koşuludur. Etkili insanlar, olumsuz duygulara kapılmayan değil, olumsuz duygularını kendi değer yargılarına göre yönetebilen insanlardır.

Susan David ve Christina Congleton bu beceriyi, “duygusal çeviklik” (Emotional Agility) olarak adlandırıyorlar. Özellikle olumsuz duygularını yönetebilen kişilerin streslerini düşürmede, hatalarını azaltmada ve performanslarını yükseltmede başarılı olduklarını söylüyorlar.

Duygusal çevikliğe sahip insanlar, duygularının arkasında ne olduğunu fark etme, olumsuz duygularıyla baş etme, daha ötesi bu duygularının, tepkilerinin sorumluluğunu üstlenme becerisine sahipler. Öfkelendiklerinde, kaygılandıklarında, heyecanlanıp telaşlandıklarında kendi zafiyetlerini tanıyorlar.

Duygusal çevikliği geliştirme

Duygusal çeviklik, herkesin geliştirebileceği bir beceri. Steven Hayes‘in geliştirdiği “Kabul ve Kararlılık Odaklı Yaklaşım”, (Acceptance and Commitment Therapy) duygusal çevikliği yükseltmede umut vaat ediyor. Bu yaklaşıma göre:

  1. Duygusal çevikliği yükseltmenin ilk adımı, insanın olumsuz duygu ve düşüncelere ne zaman kapıldığının farkına varmasıdır. Sürekli olumsuz duygulara kapılan insanlar, hem zihinlerindeki bu değişimi hem de vücutlarında oluşan gerginliği fark edebilirler. Farklı sebepler hatta bahanelerle sürekli tekrarlanan olumsuz duyguları nelerin tetiklediğini ve sonra zihinlerinin nasıl çalıştığını izleyerek kendilerini tanımaya bir adım atabilirler.
  2. İnsanın zihnindeki olumsuz duyguyu fark etmesi içinde bulunduğu duruma objektif bakmasını sağlar. Bir insanın öfke içinde olduğunu kendi kendine ifade etmesi, öfkelendiği zaman kendini gözlemlemesi, öfkenin gücünü azaltmak için çok önemli bir adımdır. Sadece bu gözlem bile olumsuz duyguların gücünü azaltır. Olumsuz duygular kendi üzerlerine ışık tutulmasından hoşlanmazlar.
  3. Olumsuz duyguları ve onları körükleyen düşünceleri kabullenmek çok sağlıklıdır. Olumsuz bir duyguyu kabullenmek ona teslim olmak değildir. Olumsuz duyguyu kabullenerek insanın kendisiyle barışık olması, bu duygunun etkisinden kurtulmak için çok önemli bir aşamadır. İnsan hem olumsuz bir duygu içinde olup hem de kendisiyle barışık olabilir. Olumsuz duygulara rağmen kendisiyle barışık olan insan, kendisini yenileme gücüne kavuşur.
  4. Olumsuz duyguları fark edip onlara bir tanı koyup onları kabullendikten sonra insanın değerler sistemini devreye sokarak onları dönüştürmeye gayret etmesi gerekir. Olumsuz duygulara teslim olup onların esiri olmak yerine insanın hayattaki inançlarına, değerlerine, önceliklerine ve amaçlarına göre davranmayı başarması gerekir.

Değerlerin kılavuzluğunda duyguların çevik yönetimi

Duygularımız kaçınılmazdır. Biz istesek de istemesek de duygularımız, insanlara veya olaylara birer tepki olarak oluşurlar. Ama insanı insan yapan anlık tepkileri değil, inandıkları ve sahip olduğu değerlerdir. Değerlerinin rehberliğinde davranan insanlar her zaman doğru yolu bulurlar, öfkelenseler bile sevdiklerini kırmazlar. Yersiz şüphelerle içlerini kemirmezler, ilişkilerini güven üzerine kurarlar.

Ne kadar öfkelenirse öfkelensin adalet duygusunu yitirmeyen; ne kadar kıskanırsa kıskansın kimsenin ayağına çelme takmayan; olumsuz, yıkıcı duygularından ötürü sahip olduğu insani değerlerini yitirip, “şeytanlaşmayan” insanlar, yaşadıkları ve çalıştıkları ortama sevgi, adalet ve hayat enerjisi verirler.

Sonuç

Duygusal okuryazar olmak, kendimize yapacağımız en faydalı yatırımdır. Bir kere öğrendiğinde insan bu beceriden bütün hayatı boyunca yararlanır. Bunu öğrenemeyenler ise aynı kısır döngünün içinde yok olur giderler. Ne arkadaşları kalır çevrelerinde ne de işlerinde başarılı olurlar. Kimse bulunduğu ortama zehir saçanlarla birlikte olmak istemez.

Olumsuz duygulara kapılmak kadar doğal bir şey yoktur. Önemli olan bu duyguların yıkıcı olmasına müsaade etmemektir, olumsuz duyguların etkisiyle “acılaşmak” ya da “kurban” rolüne bürünmek yerine, duygularımızla tanışık ve barışık olup onları yönetmesini öğrenmektir.

Diğer Makaleler

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar