İş Hayatında Pandeminin Stres ve Kaygı Haritası

İş Hayatında Pandeminin Stres ve Kaygı Haritası

Beden sağlığını, psiko-sosyal sağlığı ve ekonomiyi kökünden sarsan dramatik bir salgının içindeyiz. Tüm dünya ülkelerini kaplayan ve vereceği zararın boyutlarının saptanamadığı bir virüs hortumu; ülke, dil, din, ırk ayırmadan tüm insanlığı içine alarak ilerledi. İnsan canlısının temel korkularından biri belirsizlik ise, temel isteklerinden biri de muktedir olmak; yani yapabilmektir. Sağlık ve ekonomi tehdidiyle dünyaya yayılan bulaş alıştıklarımızı alıştığımız yollardan yapabilmemize ket vurmakla kalmıyor, ölüm şüphesini her yere yayıyor. Bunun sonucunda “zorlanma ve uyum gösterme becerilerinin iç içe girdiği durum” diye tanımladığımız stres sarmalından çıkmanın yolları aranıyor. Stresle başaçıkma becerisi; hayatı sağlıklı, mutlu ve verimli sürdürmek için, aile, eğitim gelişim ve iş ortamı değişiklikleriyle uyumlu yeni yollar bulmaktır.

Alışkanlık değiştirme rutin koşullarda bile zorlu bir süreç iken hayatın eksen değiştirdiği bir dönemde daha da zorlayıcı olur. İçinden geçmekte olduğumuz olağanüstü durumda çalışmalar, kurumsal ve bireysel değişimin boyutunu ve yönünü saptamakla başladı. Kurumlarda üst yönetim ve insan kaynakları, yapılacak düzenlemeler üzerine ayrıntılı çalışmalar yürüttü. Bunlar koşullara uyumlu çalışma ortamı, mekânsız çalışma koşulları ve dijital beceri arttırma üzerine yoğunlaşırken yöneticiler için uzaktan yönetim ayrı bir başlık oldu.

Kişinin zihinsel esneklik, yaratıcılık, öğrenmeye ve deneyime açıklık özellikleri, yani yeni alışkanlıklar edinmeye yatkın olması, optimum stres düzeyi ile ilişkilidir. Optimum stres düzeyindeki kişi zorlukların farkındadır ve mücadele edeceği alanları belirleyerek planlama yapmak ister. Duygusal, düşünsel ve eylemsel dönüşümüne hedef koyar ve destek alacak kaynakları gözden geçirir. Öte yandan stres düzeyi yüksek olan insanların belirsizlik karşısında donup kalma ve koşulları kontrol edememe hissi ağır basar. Birçok kişi kendisini sağlık, ekonomi ve psikoloji açısından mevcut durumlarını bozguna uğratan bir trajedinin içinde hissettiklerini ifade ediyor. Bu söylemler zihinde ve bedende karşılık bulma potansiyeline sahiptir. Yüksek stres algısı etkisini genellikle dört alanda gösterir; bunlar depresyon, uyku bozukluğu, beslenme düzeninde bozulma (obezite) ve aşırı yoğunluk hissidir (tükenme). Bazı tanımlar önlenemez bir çöküşün sinyallerini veriyor. Salgının yol açtığı durumu “insanları sağlıklı ve aktif oldukları halde evde kalmaya mahkûm etmenin yaşam biçimine dönüşmesi” olarak yorumlayan araştırmacılar var. Onlar bu durumun; duygu durum dalgalanmaları, korku, uyku bozuklukları, intihar eğilimi ve aile içi şiddeti körüklediğini bildiriyor (Clemente-Suárez, Dalamitros, Mielgo-Ayuso ve Tornero-Aguilera, 2020).

Ön görülemeyen koşullarda, ön görülemeyen değişimi yönetmeye çalışmak stres algısı ve stresle başaçıkma açısından araştırılmaya değer bir konudur. Ortalama olarak gününün 8 saatini, ömrünün ise 40 yılını çalışarak geçiren yetişkinler için pandemi stresinin iş hayatıyla ilişkisini anlamaya yardımcı verilerle buluşmak daha da değerlidir. Willis Towers Watson pandemiyle birlikte uygulamaya başladığı COVID-19 Nabzı Anketi ile koronavirüs krizinin çalışan deneyimi üzerindeki etkisini mercek altına almış, ardından küresel ölçekteki ilk bulgularını paylaşmıştı (Kulea, 2020). Buna göre çalışan stresi; kaygı, dikkat dağınıklığı ve finansal endişeler olarak ortaya çıkıyor. Ankete katılanların % 55’i orta veya yüksek derecede kaygı yaşıyor. Yarıyı aşan bir çoğunluk (% 57), stresle başaçıkmanın yollarını bulduklarına tamamen katılsa da, çalışanların yalnızca % 39’u aynı durumun meslektaşları için de geçerli olduğuna tümüyle hem fikir. Bu endişelere rağmen çalışanların büyük çoğunluğu, ekipleri iş hedeflerine odaklamak (% 78), iş yerinde ihtiyaç duyulan desteği (% 74) ve bilgilendirmeyi (% 73) sağlamak gibi konularda liderlerinin etkili olduğuna tamamen katılıyor. Willis Towers Watson araştırma direktörü Patrick Kulesa, çalışanların endişeleri karşısında işverenlerin onları destekleme ve güçlü bir iyi niyet duygusu inşa etme fırsatı bulunduğunu söylüyor. Stresle başaçıkmak ve iyilik halini daha iyi yönetmek için verilen desteklerin kaygıyı hafifleteceğini belirtiyor.

Kurumların çalışan desteğini en hızlı şekilde sağladıkları alanların başında uzaktan öğrenme geliyor. Udemy for Business’ın 2021 İş yeri Öğrenme Eğilimleri Raporu, pandemi döneminde ruh sağlığının bir tabu olmaktan çıktığına ve kurumlarda psikolojik iyilik halini geliştirecek becerilerin önemli bir odak noktası haline geldiğine işaret ediyor (Osborne, 2020). Rapor, Udemy for Business platformunu kullanan binlerce küresel şirketin 2019 yılı ile kıyaslamalı ve 2020 yılına ait öğrenme tercihleri verisine dayanıyor. Bildirilen oranlara göre, devlet ve kâr amacı gütmeyen kurumların çalışanları, 2019’a kıyasla yaklaşık 400 kat daha fazla meditasyon içeriğine yöneldiler (% 40659). Stresle başaçıkma becerilerine duyulan talep ise sağlık sektörü için 50 kat arttı (% 5408). Ayrıca raporda, kaygı yönetimi (+ % 3967), stres yönetimi (+ % 1015) ve yılmazlık (+ % 1296) becerilerine ait içeriğin tüketiminde 4 basamaklı yüzde artışı olduğunu ve eğilimin git gide büyüdüğü ifade ediliyor.

İnsanı tam iyilik haline ulaştıracak çalışmalar yapmak sadece işverenlerin değil, bu çalışmaları en etkili biçimde nasıl gerçekleştirebilecekleri konusunda onlara yol gösteren danışmanlık kurumlarının da sorumluluk alanıdır. İlerleyen bölümde sosyal sorumluluk bilinciyle kurumların ve bireylerin katılımına sunduğumuz bu çalışmanın gelişimini, iş hayatında pandeminin stres ve kaygı haritasını çıkarma adımlarını ve öne çıkan bazı verilerin Türk kültürü için işaret ettiği çıktıları bulacaksınız.

Katılımcı grubu

2020 yılı Nisan ayından 2021 yılı Mart ayı sonuna kadarki dönemde, araştırmaya katılmak isteyen Baltaş Bilgievi ailesi dâhil olmak üzere, 10’un üzerinde sektörü temsil eden 30’a yakın kurumdan ve sayısı 4600’ı aşan katılımcıdan veri topladık.

Veri toplama araçları

Bireylerin pandemi dönemindeki stres ve kaygı düzeylerini iki ölçek aracılığıyla değerlendirdik:

Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği; stres verici olaylar karşısındaki olumlu ve olumsuz yaşantıların sıklığına göre, stres algı düzeyini belirler. Cohen, Kamarck ve Mermelstein (1983) geliştirdi, Baltaş, Atakuman ve Duman (1998) orta düzey yönetici olarak görev yapan katılımcılarla Türkçe’ye uyarladı. Pandemi dönemindeki stres algısını ölçmek için yeniden düzenlediğimiz ölçekte, katılımcılar her ifadeyi “0:Hiçbir zaman – 4:Her zaman” arasında değişen 5’li derecelendirme üzerinden değerlendirdi. Algılanan stres düzeyi düşük (0-16), optimum (17-28) ve yüksek (29 ve üstü) puan aralıklarında sınıflandırıldı.

Koronavirüs Anksiyete Ölçeği; baş dönmesi, uyku veya yeme bozukluğu gibi psikosomatik semptomların görülme sıklığına bağlı olarak COVID-19’a yönelik kaygının fizyolojik boyutunu, genel beden sağlığının önüne geçebilecek fonksiyonel bozuklukların durumunu değerlendirir. Ölçek Sherman Lee (2020a) tarafından geliştirildi; Evren, Evren, Dalbudak, Topcu ve Kutlu (2020) Türk popülasyonunu temsil ettiği düşünülen katılımcılarla Türkçe’ye uyarladı. “0:Hiç – 4:Son 2 haftada neredeyse her gün” arasında değişen 5 seçenek üzerinden derecelendirilen semptomların toplam sıklık puanı, en az 0 ve en fazla 20 arasında hesaplandı.

Veri toplama yöntemi

Stres ve kaygı ölçeklerini Baltaş Grubu dijital test platformu üzerinden uyguladık. Ardından katılımcıları çevrimiçi sonuç raporları ile bilgilendirdik. Kurumlara talepleri doğrultusunda düşük, optimum ve yüksek stres algısındaki çalışanlarının dağılım yüzdesini ve her düzey için stresle etkin başaçıkma önerilerini içeren, özelleşmiş raporlar ilettik.

Analiz türü seçimi ve bulgular

İstatistiksel analiz: Ölçek ve veri dağılım özelliklerimize uygun biçimde istatistik analiz tercihlerimizi Mann Whitney U, Kruskal-Wallis, Spearman korelasyon testleri yönünde gerçekleştirdik.

İş hayatına yönelik değerlendirmeler için öğrenci olmayıp aktif olarak çalışan 3855 katılımcının verisini inceledik. Çalışan grubuna ait analiz sonuçlarını şu başlıklarda özetleyebiliriz:

Stres algısındaki genel dağılım: Yarıyı kısmen aşan oranda (% 52,3) çalışanların optimum stres algısına sahip olduğunu gördük. Pandemi döneminde olumlu tutumu sürdürüp yeni iş yapış biçimlerine hızla uyum sağlamak önem kazandı ve bu oran, çalışanların önemli bölümünün yaşadıkları stresi faydalı iş sonuçlarına dönüştürmeye hazır olduğunu gösteriyor. Buna karşılık çalışanların yaklaşık üçte birinin (% 29,9) düşük stres algısına sahip olduğunu saptadık. Düşük stres ilk başta olumlu görünebilir. Ancak her şeyin iyi ve kontrol altında olduğu inancının eşlik ettiği bu stres düzeyi, değişime karşı direnç doğurabilir ve gerektiğinde harekete geçmeyi zorlaştırır. Son olarak, çalışanların yaklaşık beşte birinin (% 17,8) yüksek stres düzeyinde olduğunu belirledik. Pandemi koşullarında yetersiz kontrol duygusu hissedilmesi normaldir. Çalışanları psikolojik kaynaklar yönünden desteklemek, uyum sağlamalarına yardımcı olacaktır. Bu amaçla, kurumlarda stresle başaçıkmayı kolaylaştırıcı uygulamalar gerçekleştirdik.

Pandemide orta düzeyde stres algısının daha fazla görülmesi Türkiye dâhil farklı ülke araştırmalarında da ortak bir bulgu olarak karşımıza çıkıyor (Altuntaş ve Tekeci, 2020; Oducado, Rabacal, Moralista ve Tamdang, 2021; Torales vd., 2020). Soru sayısı ve örneklem özelliklerine göre puan kesim noktaları farklılaşsa da, söz konusu araştırmalar optimum stres algısının pandemi döneminde daha yaygın görüldüğünü destekliyor. Altuntaş ve Tekeci (2020), pandemide yapılması gerekenlerle ilgili kurumların ve Sağlık Bakanlığı’nın güven veren tutumunun stres algısının yükselmemesinde rol oynadığını düşünüyor. Bununla birlikte, yüksek düzeyde öz denetim ve bir strateji olarak sosyal destek arayışının olumlu etkisine dikkat çekiyor. Araştırmacılar bu zor dönemde insanların “aşırı tedbirler alarak hayatlarını karmaşıklaştırmadıklarını, fakat tamamen tedbirsiz davranarak kendilerini de riske atmadıklarını, bunun yerine orta derecede stres altında kalarak bu süreci kontrollü bir şekilde yönettiklerini” ileri sürüyor.

COVID-19 deneyimine göre stres algısı: COVID-19’a ilişkin hastalık şüphesi, teşhisi, kaybı gibi olumsuz yaşantıları olanlarla olmayanların stres dağılımının tutarlı biçimde farklılaştığını gördük. Sorulara “Evet” yanıtı veren olumsuz deneyim sahibi çalışanlar arasında yüksek stres algısına sahip olanların oranı, düşük stres düzeyindekilerden daha fazla iken, sorulara “Hayır” yanıtını verenler arasında düşük stres algısına sahip olanların oranının yüksek stres düzeyindekilerden daha çok olduğunu saptadık (Tablo 1).

Tablo 1. COVID-19 Deneyimine Göre Stres Algısı

Gallagher, Zvolensky, Long, Rogers ve Garey (2020)’in 565 yetişkin Amerikalı ile COVID-19 deneyiminin psikolojik etkisini incelediği araştırma, yöntem ve bulgu açısından çalışmamızla paralellik gösteriyor. Araştırmacılar “Evet” veya “Hayır” yanıtlarını sundukları ankette, katılımcılara dört deneyim sorusu yönelttiler. Hastalığı kapmış olabileceklerini düşünüp düşünmediklerini, resmi bir teşhis alıp almadıklarını, hastalığa yakalanan birini tanıyıp tanımadıklarını, yakalanan bir tanıdıklarının ölüp ölmediğini sordular. Kaygı, depresyon ve fonksiyonel bozukluğu ölçen farklı araçlarla birlikte, koronavirüse göre yeniden düzenledikleri 10 soruluk Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği’ni kullandılar. Her deneyim sorusu özelinde, o deneyimi yaşadıklarını onaylayan katılımcıların stres dâhil incelendikleri tüm boyutlarda istatistiksel olarak anlamlı ve daha yüksek seviyeler bildirdiklerini saptadılar.

Stres algısında cinsiyet etkisi: Optimum stres düzeyindeki erkek (% 50,4) ve kadın (% 49,7) oranlarının birbirine neredeyse eşit olduğunu gözlemledik. Buna karşılık, yüksek stres düzeyindeki kadın çalışanların oranı (% 60,9) aynı düzeydeki erkek çalışanların oranının 1,6 katıydı (% 39,1) (Grafik 1). Düşük stres düzeyinde ise durumun terse döndüğünü, düşük stresli erkek oranının (% 63,1) aynı stres düzeyindeki kadınların (% 36,9) 1,7 katına ulaştığını bulduk

Grafik 1. Yüksek stres algısındaki cinsiyet dağılımı.

Grafik 2. Düşük stres algısındaki cinsiyet dağılımı.

(Grafik 2). Mann-Whitney U testi stres algısının kadın çalışanlarda (N=1830, Mdn=22,0) erkek çalışanlara kıyasla (N=1996, Mdn=19,0) anlamlı biçimde daha yüksek olduğunu doğruladı, U=1421439,5, p=.000.

Kadınların pandemi döneminde daha stresli hissettiklerini gösteren araştırmalardan hareketle Rofcanin (“Why women are more stressed”, 2020) bu süreçte evden çalışmanın erkekler ve kadınlar üzerindeki farklı duygusal etkilerini inceledi. Bulguları, kadınların geleneksel cinsiyet rolü baskısı nedeniyle iş ve aile yaşamlarını ayırmakta ve aralarında geçiş yapmakta zorlandıklarına, buna bağlı olarak daha yüksek stres yaşadıklarına işaret ediyor. Kadınlar, günlük görevlerinin yoğunlaştığını ve baskı altında olduklarını aktardılar. Dahası, erkeklere kıyasla daha düşük uyku kalitesi ve enerji (vitality) seviyeleri bildirdiler. Rofcanin, yüksek stresin temel nedenlerinden birini, evde ve işte artan talepleri gerçekleştirmek için sürekli uğraş verirken kadınların sınırlı “kişisel kaynakları”nı tüketmeleri olarak değerlendiriyor.

Yaşa göre stres algısı: Stres algısının yaşla aralarında anlamlı ve negatif bir korelasyon olduğu ortaya çıktı, rs= -.163, N=3855, p=.000. Çalışanların yaşı yükseldikçe algıladıkları stres miktarının önemli ölçüde azaldığını gördük.

Genç yetişkinlere kıyasla daha yüksek iyilik hali bildirdikleri bilinen yaşlı yetişkinlerin COVID-19’a karşı en savunmasız gruplardan biri kabul edildikleri bu dönemden nasıl etkilendiği araştırmacıların merak konusu. Yaşın stresle ilişkisini anlamak amacıyla Jiang (2020) Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği’ni günlük pandemi stresini ölçmek için yeniden düzenledi. Katılımcılarının yarısından biraz fazlasını ( % 51,5) orta yaş grubunun (36-60) oluşturduğu çalışması, yaş arttıkça günlük stres algısının anlamlı düzeyde azaldığını gösterdi. Orta yaşlı katılımcı oranının Jiang’ınkiyle benzerlik gösterdiği (% 45,0) örneklemimizde de gözlemlenen bu negatif ilişki, en azından orta yaş grubu için pandeminin psikolojik zorluklarını yönetmeyi kolaylaştıran etkenlerle yaşın olumlu ilişkisi olabileceğine işaret ediyor. Jiang’a göre bu durum daha yaşlı yetişkinlerin duygu düzenlemeye daha yüksek motivasyon gösterdikleri çalışmalarla ve karantina kaynaklı yalnızlıkta yaş farklılıkları bulan araştırmalarla tutarlılık sağlıyor.

Medeni durumun stres algısıyla ilişkisi: Bekârlara kıyasla (N=1378, % 35,7) ağırlıklı olarak evli bireylerden (N=2477, % 64,3) oluşan örneklemimizde, evli katılımcılardan bekâr katılımcıların sayısına eşit olacak biçimde rastlantısal bir örneklem aldık. Mann-Whitney U testi gözlemimizi doğruladı ve stres algısının evli çalışanlarda (N=1378, Mdn=20,0) bekâr çalışanlara kıyasla (N=1378, Mdn=22,0) anlamlı düzeyde daha düşük olduğunu ortaya koydu, U= 835718,5, p=.000. Evlilerin (% 49,9) ve bekârların (% 50,1) optimum stres düzeyine neredeyse aynı oranlarda dağılmalarına rağmen; düşük stres algısına sahip olanlar arasında evlilerin (% 55,4) bekârlardan (% 44,6) daha yüksek olduğunu, yüksek stresli bekârların oranının ise (% 58,5) aynı stres düzeyindeki evlilere kıyasla (% 41,5) daha fazla olduğunu saptadık (Grafik 3).

Grafik 3. Stres algısında evliliğin rolü.

Evlilerin, evli olmayan ve daha önce evli olanlara göre daha düşük kortizol seviyelerine sahip oldukları, dolayısıyla daha az stres yaşadıkları biliniyor (Chin, Murphy, Janicki‐Deverts ve Cohen, 2017). Pandemide de eş desteğinin olumlu katkısı önemini korumayı sürdürüyor. Evli katılımcıların sağlık tedbiri olarak evde kalındığı ve sosyal hayatın sınırlandığı süreci eşleriyle birlikte geçirmelerinin, stres algısını yönetilebilir seviyede tutmaya imkân sağladığını gösterdik. Bulgumuzu, Kowal vd. (2020)’nin, içlerinde Türkiye’nin de bulunduğu 26 ülkeden 53.524 çevrimiçi katılımcının COVIDiSTRESS Küresel Anket verilerini kullandıkları çalışması da destekliyor. Araştırma, evli (veya birlikte yaşayan) bireylerin bekârlara kıyasla daha az stres yaşadıklarını ortaya koyuyor.

Stres algısında sektörün rolü: En geniş çalışan grubumuzu temsil eden ana dağılımımızdan farklı şekilde, yüksek stresli çalışanların düşük stresli çalışanlardan daha fazla olduğu sektörlerden birinin finans olduğunu belirledik. Finans sektörünün stres algısını (N=101); benzer çalışan sayılarıyla temsil edilen bilişim (N=92) ile temizlik ve sağlık ürünleri (N=110) sektörleriyle karşılaştırarak sektörel farkı değerlendirdik. Kruskall-Wallis testi üç sektör arasındaki stres algısının anlamlı düzeyde farklı olduğunu doğruladı, X2=15,560, df=2, p=.000. Farkın kaynağına yönelik ikili kıyaslamalar, finans çalışanlarının stres algısının bilişim (p=.014) ile temizlik ve sağlık ürünlerindekilerden (p=.000) anlamlı düzeyde farklı olduğunu gösterdi. Düşük ve yüksek stres algısındaki çalışanların sektörel dağılımını incelediğimizde, finans sektörü çalışanlarının düşük stres düzeyindeki en küçük yüzdeye (% 16,2) sahip olduğunu, buna karşın yüksek stres düzeyindeki çalışanların neredeyse yarısını tek başına finans sektörünün oluşturduğunu (% 49,2) gördük (Grafik 4).

Grafik 4. Sektörlere göre değişen stres algısı.

Pandemide temizlik ve sağlık ürünlerine ihtiyacın artmasıyla üretim ve karlılığı olumlu etkileyen bir değişim yaşanması bu sektör çalışanlarının düşük stres algısında birinci sırada olmalarının sebepleri arasında gösterilebilir. Benzer şekilde bilişim sektörü çalışanlarının bir taraftan daha önce var olmayan dijital sorunlara çözüm bulmaya çalışırken, diğer taraftan iş alanını genişletmesi; yüksek stres algısına sahip diğer tüm sektör çalışanları arasında sonuncu sırada olmalarıyla ilişkilendirilebilir. Salgının Türkiye borsası üzerindeki etkilerini analiz eden ilk ampirik araştırmada, ana sektörler arasında – BIST Sanayi, BIST Hizmet ve BIST Finans – finans sektörü salgından en olumsuz etkilenen endeks olarak öne çıkıyor (Öztürk, Şişman, Uslu ve Çıtak, 2020). Finansın en stresli sektör olması, pandemideki sağlık ve ekonomi mücadelesini açık biçimde yansıtıyor.

Unvanın stres algısıyla ilişkisi: Unvan sorumuza yanıt veren 3815 çalışanın yarıyı aşan oranda (% 52,1) uzman yardımcısı ve uzman düzeyinden oluştuğunu; yetkili, müdür, grup müdürü gibi daha üst kademelerdeki unvan sahiplerinin bunu takip ettiğini (% 43,5) ve üst düzey yöneticilerin en küçük katılımcı grubunu (% 4,4) meydana getirdiğini gördük. Unvana göre bir kıyaslama yapabilmek için her unvan grubundan, en az temsil edilen üst düzey yöneticilerle eşit sayıda (N=169) rastlantısal birer örneklem aldık. Kruskall-Wallis testi farklı unvanlardaki çalışanlar arasında stres algısının anlamlı düzeyde değiştiğini doğruladı, X2=11,500, df=4, p=.021. Bu farkın kaynağını anlamak için ikili kıyaslamalar, uzman yardımcısı/uzman konumundaki çalışanların algıladığı stres düzeyinin üst düzey yöneticilerinkinden anlamlı düzeyde daha yüksek olduğunu gösterdi (p=.025). (Grafik 5).

Grafik 5. Stres algısında unvanın rolü.

Kanaat önderlerine göre en etkili üst düzey yöneticiler, yoğun baskı altında çalışmaya alışmış cerrahlara benzer, stresi daha iyi yöneterek karar verir ve harekete geçerler. Pandeminin kendine özgü koşullarına rağmen, çok daha uzun zamandır içinde yaşadığımız VUCA çağında stratejik iş kararları almaya alışkın üst düzey yöneticilerin stres algısının daha düşük olması, bu yeterliliğe ulaşmak için çok daha fazla deneyime ihtiyaç duyan uzman yardımcıları ve uzmanların ise kendilerini daha yoğun bir baskı altında hissetmeleri normal görülmektedir. Akademisyen John Bensley (2020), COVID-19’u “faydalı bir VUCA deneyimi” olarak tanımlıyor. Bensley’e göre COVID-19’un ortaya çıkışı her yerde dalgalanma yarattı, ne yapılacağı ve bundan sonra ne olacağı konusunda belirsizlik var, buna yanıt vermek karmaşık ve anlayışımız muğlaklıkla gölgeleniyor. Ancak VUCA toplu ve bireysel deneyimlerimizi tarif etmenin mükemmel bir yolu olarak öne çıkıyor.

Aynı kurumda çalışma süresinin stres algısıyla ilişkisi: Bulunduğu kurumda ne kadar süredir çalıştığı bilgisini bizimle paylaşan 3819 katılımcının görece dengeli bir dağılım gösterdiğini gözlemledik. Kruskall-Wallis testi çalışma süresine göre stres algısının anlamlı ölçüde değiştiğini ortaya koydu, X2=101,204, df=3, p=.000 (Grafik 6). Stres düzeyi farkını anlamaya yönelik ikili kıyaslamalarda, anlamlı farkın ancak 10. yıldan sonra ortaya çıktığını gördük. Buna göre, aynı kurumda 10 yılı aşkın süredir çalışanların 6-10 yıldır (p=.000), 2-5 yıldır (p=.000) ve 0-1 yıldır (p=.000) çalışanlardan önemli düzeyde daha düşük stres algısına sahip olduğunu bulduk.

Grafik 6. Stres algısının çalışma süresine göre değişimi.

Williams ve Scott (2012)’un Harvard Business Review’de yayınlanan “10 Yıl Bir İşte Kalmanız İçin 10 Neden” makalesi, yıllarca aynı kurumda çalışmanın faydalarını sıralarken bulgumuzu destekliyor. Kıdem, liderlik fırsatı, artan yan hakların dışında, kariyerde sağlanan istikrar ileride meydana geleceği kesin olan streslerle daha etkili bir şekilde başa çıkmaya yardımcı oluyor. Başkalarını suçlamak yerine gelişim zihniyetiyle hareket edebilmek önem kazanıyor. Yılmazlık göstererek sorunlara çözüm bulmaya ve zararı tersine çevirmede aktif rol almaya ihtiyaç doğuyor. Ayrıca zamanla farklı iş rolleri üstlenerek deneyimi çeşitlendirmek, esneklik kazandırıyor. Bu durum; kurumlarında yıllardır çalışan bireylerin aynı zamanda gelişim zihniyeti, yılmazlık ve esneklik özelliklerini taşıma ihtimalleri sebebiyle stresle başaçıkmada daha başarılı olabileceklerini düşündürüyor.

Algılanan Stres Düzeyi Ölçeği (ASDÖ) ile birlikte Koronavirüs Anksiyete Ölçeği’ni (KAÖ) yanıtlayan katılımcı grubumuza ait stres algısı, kaygı düzeyi ve stres-kaygı ilişkisini gösteren bulguları şöyle özetleyebiliriz:

Stres algısı: Her iki ölçeği de yanıtlayan katılımcı grubumuzun yalnızca çalışanları değil, aktif çalışma hayatı içinde olmayanları ve öğrencileri kapsadığını gördük. Bu grubun stres düzeyi dağılımının, en geniş çalışan grubunu temsil eden ana dağılımımızdan farklılaştığını; optimum stres düzeyindeki katılımcılar yine en yüksek yüzdeyi oluşturmasına rağmen (% 52,6), bu kez bunu yüksek stres düzeyinin izlediğini (% 33,0), düşük stres düzeyinin ise en az oranda katılımcıya sahip olduğunu belirledik (% 14,5). Çalışmayan ve çalışan öğrencilerin toplamının (N=267) örneklemimizin (N=795) üçte birini (% 33,6) oluşturması sebebiyle, değişen stres yüzdelerinde öğrencilerin rolünü değerlendirdik. Sadece öğrencileri incelediğimizde; yarısının (% 50,9) yüksek stres algıladığını, optimum stres düzeyindekilerin bunu takip ettiğini (% 40,4), düşük stres algılayanların ise son derece az olduğunu (% 8,6); dolayısıyla yüksek stres algısının öğrenciler arasında ağır bastığını saptadık.

Pandemi döneminde üniversite öğrencilerinin kaygı düzeyini etkileyen faktörleri araştıran Ceviz, Tektaş, Basmacı ve Tektaş (2020), rekabet artışının eğitimlerini sürdüren gençleri daha fazla endişelendirip strese soktuğunu ve stresle beraber kaygının tetiklendiğini ileri sürüyor. Öğrenci örneklemimizi baskın biçimde (% 86,9) çalışmayan öğrenciler oluşturuyor. Özellikle çalışmayan öğrenciler için eğitimi sürdürme kaygısı stres kaynağı olarak önem kazanıyor. Buna gelecek için kariyer planlama, iyi bir iş bulma ve mesleki yeterlik kazanma (Ceviz vd., 2020) gibi konular eklenerek stres algısını artırıyor.

Kaygı düzeyi: 0 ila 20 arasında puan alınabilen ve puan artışının psikosomatik kaygı belirtilerindeki yükselişi gösterdiği KAÖ’de % 69,9 oranında 0 ve 1 puan alındığını ve en yüksek puanın 20’ye ulaşmayarak 14’te kaldığını saptadık.

KAÖ’yü geliştiren Lee (2020c), disfonksiyonel anksiyetenin varlığına ilişkin puan kesimini 5 olarak değerlendiriyor. 5 ve üzeri puan alan katılımcı oranının % 11,1 olduğu örneklemimizde büyük ölçüde fonksiyon bozukluğuna yol açacak ciddiyette bir kaygı yaşanmadığı anlaşılıyor.

Stres-kaygı ilişkisi: COVID-19 kaygısı ile stres algısı arasında anlamlı ve pozitif bir korelasyon olduğunu bulduk, rs= .304, N=795, p=.000. Bulgumuz, bireylerin stres düzeyi artarken kaygı düzeylerinin de anlamlı biçimde yükseldiğini ortaya koyuyor.

Stres ve kaygı arasındaki ilişki birçok farklı araştırmada karşımıza çıkıyor. Ancak pandemi dönemine özgü değişkenlerin başında ölüm ve yalnızlık korkusu geliyor. Algılanan stresin aracı rolünü araştıran bir çalışma (Besharat, Khadem, Zarei ve Momtaz, 2020), yaşamdaki insan istikrarsızlığını temsil eden ölüm kaygısı ve yalnızlık ile algılanan stres ilişkisinin pozitif olduğunu göstererek bu istikrarsızlığın strese yol açtığını vurguluyor. Sağlık bakım çalışanlarını inceleyen yerli bir çalışmada (Besirli vd., 2021) ise stres algısı, kaygı ve depresyon arasında yine anlamlı ve pozitif bir korelasyon rapor ediliyor. Araştırmacılar adaptif başa çıkma yöntemlerinin belirtilerin azalmasına yardımcı olduğunu, maladaptif stratejilerin ise belirtileri güçlendirdiğini bildirerek çalışanlara stresle başaçıkma becerilerini geliştirecek eğitimler verilmesini öneriyor.

Sonuç

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de stres yaşantısının yoğunlaştığı, çalışanların % 70,1’inin orta veya yüksek düzeyde stres algıladığı özel bir dönemi yaşıyoruz. Ancak bu kriz ortamı, aynı zamanda fırsatları da içinde barındırıyor. Çoğu çalışan kendini optimum stres düzeyinde tutarak yeni normlara uyum sağlarken, katılımcıların önemli bir bölümü için hastalık kaygısının uyumu zorlaştıran bir seviyeye ulaşmadığı görülüyor. Bu analizler kurumların, çalışanlarının iyilik halini zihinsel olarak da desteklemelerinin olumlu sonuçlar vereceğini göstermektedir.

Bulgularımız, stres ve kaygı algısının değişiminde COVID-19 deneyimiyle birlikte, demografik farklılıkların önemini ortaya koymuştur. Kendisinin veya yakın çevresinin başından geçmiş bir koronavirüs yaşantısı olanlar, kadınlar, bekârlar, iş hayatlarının başındaki genç yetişkinler ve öğrenciler pandemiden daha yoğun etkileniyor. Çalışan özelliklerinden bağımsız olarak, finans sektörünün daha olumsuz etkilendiğini gösteren farklılıklar ise konuyu başka bir boyuta taşıyor. Pandemi başlangıcında büyük topluluklara yapılan genel öneriler, farklı özellikler taşıyan alt gruplar için geçerli olmayabilir. Bir yılı aşkın süredir yaşanan ve yaşanmaya devam edecek bu stresi kalıcı çözümlerle yönetebilmek için kurumlarda bireylere ve gruplara özel uygulamaların artmasına ihtiyaç vardır. Kurum yöneticilerinin, pandeminin psikolojik etkileriyle başaçıkmak için, araştırmaların ortaya koyduğu büyük veriyi, çalışan özellikleri açısından değerlendirerek geleceğe yatırım yapmaları bir gereklilik olarak gözükmektedir.

Prof. Dr. Zuhal Baltaş
Uzman Psikolog Handan Odaman Uşaklıgil

Kaynakça:

Altuntaş, O. ve Tekeci, Y. (2020). Effect of COVID 19 on Perceived Stress, Coping Skills, Self-Control and Self-Management Skills. 10.21203/rs.3.rs-48393/v1.
Baltaş, Z, Atakuman, Y, & Duman Y. (1998). Standardization of the Perceived Stress Scale: perceived stress in Turkish middle managers. Stress and Anxiety Research Society, 19. Uluslararası Konferansı, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 10-12 Temmuz 1998.
Bath Business and Society (7 Ekim 2020). Why women are more stressed during the Covid-19 pandemic. 26 Şubat 2021 tarihinde https://blogs.bath.ac.uk/business-and-society/2020/10/07/why-women-are-more-stressed-during-the-covid-19-pandemic/ adresinden erişildi.
Bensley, J. (4 Aralık 2020). COVID-19: A Salutary Experience of VUCA. 26 Şubat 2021 tarihinde https://iccpm.com/covid19-vuca-article/ adresinden erişildi.
Besharat, M. A., Khadem, H., Zarei, V., & Momtaz, A. (2020). Mediating role of perceived stress in the relationship between facing existential issues and symptoms of depression and anxiety. Iranian journal of psychiatry, 15(1), 80.
Besirli, A., Celik, S., Atilgan, M., Varlihan, A., Habaci, M. F., Yenieri, T., … & Ozdemir, H. M. The Relationship Between Anxiety and Depression Levels with Perceived Stress and Coping Strategies in Health Care Workers During The COVID-19 Pandemic. The Medical Bulletin of Sisli Etfal Hospital.
Ceviz, N., Tektaş, N., Basmacı, G., & Tektaş, M. Covid 19 Pandemi Sürecinde Üniversite Öğrencilerinin Kaygı Düzeylerini Etkileyen Değişkenlerin Analizi. Uluslararası Eğitim Araştırmacıları Dergisi, 3(2), 312-329.
Chin, B., Murphy, M. L., Janicki-Deverts, D., & Cohen, S. (2017). Marital status as a predictor of diurnal salivary cortisol levels and slopes in a community sample of healthy adults. Psychoneuroendocrinology, 78, 68-75.
Clemente-Suárez, V. J., Dalamitros, A. A., Beltran-Velasco, A. I., Mielgo-Ayuso, J., & Tornero-Aguilera, J. F. (2020). Social and psychophysiological consequences of the COVID-19 pandemic: an extensive literature review. Frontiers in Psychology, 11, 3077.
Cohen, S., Kamarck, T., & Mermelstein, R. (1983). A global measure of perceived stress. Journal of health and social behavior, 385-396.
Evren, C., Evren, B., Dalbudak, E., Topcu, M., & Kutlu, N. (2020). Measuring anxiety related to COVID-19: A Turkish validation study of the Coronavirus Anxiety Scale. Death studies, 1-7.
Gallagher, M. W., Zvolensky, M. J., Long, L. J., Rogers, A. H., & Garey, L. (2020). The impact of covid-19 experiences and associated stress on anxiety, depression, and functional impairment in American adults. Cognitive Therapy and Research, 44(6), 1043-1051.
Jiang, D. (2020). Perceived Stress and Daily Well-Being During the COVID-19 Outbreak: The Moderating Role of Age. Frontiers in Psychology, 11.
Kowal, M., Coll-Martín, T., Ikizer, G., Rasmussen, J., Eichel, K., Studzińska, A., …& Ahmed, O. (2020). Who is the most stressed during the COVID-19 pandemic? Data from 26 countries and areas. Applied psychology. Health and well-being, 12(4), 946–966. https://doi.org/10.1111/aphw.12234
Kulea, P. (22 Mayıs 2020). The impact of the coronavirus crisis on employee experience: findings from global research and lessons for leadership. 26 Şubat 2021 tarihinde https://www.willistowerswatson.com/en-US/Insights/2020/05/the-impact-of-the-coronavirus-crisis-on-employee-experience adresinden erişildi.
Lee, S. A. (2020). Coronavirus Anxiety Scale: A brief mental health screener for COVID-19 related anxiety. Death studies, 44(7), 393-401.
Lee, S. A. (2020). Replication analysis of the Coronavirus Anxiety Scale. Dusunen Adam, 33(2), 203-205.
Oducado, R. M., Rabacal, J., Moralista, R., & Tamdang, K. (2021). Perceived Stress Due to COVID-19 Pandemic Among Employed Professional Teachers. International Journal of Educational Research and Innovation,(15), 305-316.
Osborne, S. (11 Kasım 2020). The 2021 Workplace Learning Trends Report. 26 Şubat 2021 tarihinde https://business.udemy.com/resources/2021-workplace-learning-trends-report/thanks/ adresinden erişildi.
Öztürk, Ö., Şişman, M. Y., Uslu, H., & Çıtak, F. (2020). Effect of COVID-19 outbreak on Turkish stock market: a sectoral-level analysis. Hitit University Journal of Social Sciences Institute, 13(1), 56-68.
Torales, J., Ríos-González, C., Barrios, I., O’Higgins, M., González, I., García, O., … & Ventriglio, A. (2020). Self-perceived stress during the quarantine of COVID-19 pandemic in Paraguay: an exploratory survey. Frontiers in Psychiatry, 11.
Williams, D. K. ve Scott, M. M. 10 reasons to stay in a job for 10 years. Harvard Business Review. 26 Şubat 2021 tarihinde https://hbr.org/2012/10/10-reason-to-stay-in-a-job-for adresinden erişildi.

Diğer Makaleler

Yorum yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Video

Prof. Dr. Acar Baltaş’tan evden çalışırken verimli olmak ve zihinsel sağlığı korumak için öneriler

Öne Çıkan Kitap

Anket: Kendinizi Deneyin