Kişiliğin yaklaşık %50 genetik olduğu ve doğuştan geldiği görüşü kabul görmektedir. Kişiliğin doğuştan gelen parçasını “mizaç” oluşturur. Mizaç, kişiliğin üzerine inşa edileceği temeldir ve hem iyi tanımlanmış davranış eğilimleriyle, hem de yaygın, iyi tanımlanmış ruh halleriyle açıklanabilir. Kişilik gelişimini dört aşama ya da dönem halinde incelemek gerekir. Her aşama, belli bir gelişim sorunu ya da zorluğuyla tanımlanır ve bunların çözümleniş biçimi, yetişkinlikteki kişilikle ilgili sonuçlar getirir. Bu aşamalar evrenseldir ve her insan bu aşamalardan mutlaka geçmektedir. Aşamaları şöyle sıralayabiliriz:Bebeklik, Çocukluk, İlk gençlik ve Yetişkinlik. Sokakta yeni oynamaya başlayan bir çocuk, ilk başta arkadaşlarının istediklerini yapmakta zorlanır ancak kısa zamanda diğer çocukların beklentilerinin de karşılanması durumunda varlığını koruyabileceğini öğrenir. Yetişkinlikte en öncelikli sorumluluk, kişinin kendi yaşamı hakkında geçmişi anlamlandıran ve geleceğin resmini çizen bir hikâye oluşturmasıdır.Günümüzde kişilik yedi temel boyutta incelenmektedir. Bu boyutlar iç uyum, sosyallik, hırs, uzlaşılabilirlik, tedbirlilik, yeniliğe açıklık ve öğrenmeye açıklıktır.
İnsanoğlu “Kişilik nedir?” sorusunun cevabını yüzyıllardır cevaplamaya çalışıyor. Kişilik ile ilgili ilk bilinen tanımlamayı getiren M.Ö. 460-377 yıllarında yaşamış olan Hipokrat’tır. Daha yakın tarihlere baktığımızda Sheldon, Freud, Jung, Erikson, Fromm, Allport gibi birçok bilim adamı, bu konuyu incelemiş ve tanımlamayı amaçlamıştır. Kişiliği anlamaya çalışmamızın belki de en temel sebebi, neden birbirimizden farklı olduğumuzu anlama isteğimizdir.
İş dünyasındaki kurumların başarıları ya da başarısızlıkları, büyük ölçüde kurumların işleyişinde görev alan kişilere bağlıdır. Bu bağlılığın farkında olan iş hayatının yönetici ve çalışanların çoğu, doğru işte uygun kişinin bulunmasının önemini anlamışlardır. Doğru işe uygun insanı bulabilmek için ise bizi farklı kılan özelliklerimizin temelini oluşturan kişiliği anlamamız önem taşımaktadır.
Kişilik Gelişimi
Kişiliğin yaklaşık %50 genetik olduğu ve doğuştan geldiği görüşü kabul görmektedir. Kişiliğin doğuştan gelen parçasını “mizaç” oluşturur. Mizaç, kişiliğin üzerine inşa edileceği temeldir ve hem iyi tanımlanmış davranış eğilimleriyle, hem de yaygın, iyi tanımlanmış ruh halleriyle açıklanabilir. Yaşadıklarımızı nasıl yorumlayacağımızı etkiler, dolayısıyla da kişiliklerimizi yapılandırır. Davranışlarımızı etkiler ve başkalarının bizi nasıl algıladıklarını belirler. Aslında mizaç gelişimin bir parçası değil, gelişimin ön habercisidir.
Kişilik gelişimini dört aşama ya da dönem halinde incelemek gerekir. Her aşama, belli bir gelişim sorunu ya da zorluğuyla tanımlanır ve bunların çözümleniş biçimi, yetişkinlikteki kişilikle ilgili sonuçlar getirir. Bu aşamalar evrenseldir ve her insan bu aşamalardan mutlaka geçmektedir. Aşamaları şöyle sıralayabiliriz:
Bebeklik: Bebeklik, doğumdan başlayarak çocukların oyun gruplarına katıldığı, 4-5 yaşlarına kadar geçen süredir. Bu aşamada, çocuklar öncelikle anne babalarının isteklerine uyum sağlamakla ilgilidirler. Anne babaların ne derecede şefkat ve sevgi gösterdiği ve çocuğun davranışlarına getirdiği sınırlamaların uygunluğu kişiliğin iki önemli yönünü etkiler, “temel özgüven” ve “otoriteye karşı tutum.” Temel özgüven kişinin güçlüklerle baş etme yeteneği üzerinde etkili olur. Örneğin, çalışan anne babalar sıkça bütün gün ayrı kaldıkları çocuklarına yeterli şefkat ve sevgiyi verip veremediklerini sorgular. Anne veya babanın akşam eve geldikten sonra çocuğun ilgisini çeken bir aktiviteye yoğunlaşarak çocukla 30-40 dakika vakit geçirmesi onun ihtiyacı olan sevgiyi alarak özgüvenini oluşturmasına yardımcı olur.
Otoriteye karşı tutum da kişinin özdenetimini ve kurallara uymaya istekliliğini etkiler. Örneğin, bir oyuncakçı vitrinine heyecanla bakan 4 yaşındaki bir çocuğa daha 15 gün önce oyuncak alındığı açıklaması yaparak şimdi bir oyuncak almayı düşünmediğini söyleyen ancak çocuğun oyuncakçı dükkanını gezmek istemesine de olumlu yanıt veren bir anne, otorite konusunda çocuğuna doğru mesajı vermiş olur. Otoriteyle yaşanan ilişkilerin oluşturduğu tutumlar yetişkinlikte sorumluluğa dönüşür. Özgüven ve sorumluluk kişinin işe alınmasında temel belirleyicilerdir. Kişiliğin bu bileşenleri erken yaşlarda gelişir ve yetişkinlikte değiştirilmesi çok zordur.
Çocukluk: Çocuklar yaşamlarının dördüncü ya da beşinci yılında kendi yaş gruplarıyla ilişkiler kurmaya başlar. Bu süreçte, anne ve babaların çocuklarını denetleme ve etkileme başarısı giderek azalır, akran grubunun gücüyse sürekli artar. Başkalarının beklentilerini önceden tahmin etme yeteneği çocuğun kendi yaş grubuna katılmasını kolaylaştırır. Kişinin kendi davranışlarını etkileşim içinde olduğu diğer kişilerin bakış açısından düşünmeyi öğrenmesi bir çeşit beceridir. Örneğin, sokakta yeni oynamaya başlayan bir çocuk, ilk başta arkadaşlarının istediklerini yapmakta zorlanır ancak kısa zamanda diğer çocukların beklentilerinin de karşılanması durumunda varlığını koruyabileceğini öğrenir. Burada anne ve babaya düşen sorumluluk, o zamana kadar kendi isteklerinin olmasını alışkanlık edinmiş olan çocuğa “Bir senin dediğin olsun, bir arkadaşının dediği olsun” diyerek galip-galip ilişkisini erken yaşlarda yerleştirerek çocuğun “öteki”nin bakış açısını fark etmesini sağlamaktır. Bu beceri, küçük çocuğun bencilliğinin ve benmerkezciliğin tam tersidir ve çoğu yetişkinin ne yazık ki tam olarak geliştiremediği bir beceridir.
İlk gençlik; Ergenliğin başlangıcı olan ilk gençlik yıllarında, genç insanlar kendi yaş gruplarından ayrılarak yetişkinlerin dünyasına geçmeye başlar. Diğer taraftan da, anne babalarının bakım ve kontrolü altından çıkarak kendi ihtiyaçlarını karşılayacakları, kendi yaşamları için sorumluluk alacakları ve belki de topluma karışacakları bir yaşama adım atarlar. Bu geçiş sürecindeki asıl etken, kültürün araç ve teknolojilerini kullanmayı öğrenmeleri, hayatlarını kazanabilmek için bazı beceriler geliştirmeleridir. Bu geçiş sürecindeki önemli bir etken, anne baba ya da akran grubu dışında, başka insanlarla nasıl yaşanacağını ve çalışılacağını öğrenmektir. Örneğin, öğrencilik yıllarında genç insanların uzun yaz tatillerinin bir kısmını gerçek iş yaşamında aktif rol alarak geçirmeleri onlara sayısız fayda sağlar. Gelişimin bu evresinde edinilen becerilerin tümü, öğrenilmiş ve sonraki öğrenmelerle değiştirilebilecek becerilerdir.
Yetişkinlik: Yetişkinlikte en öncelikli sorumluluk, kişinin kendi yaşamı hakkında geçmişi anlamlandıran ve geleceğin resmini çizen bir hikâye oluşturmasıdır. Bu, kişinin kendi kariyerine ilişkin bir vizyon bildirisi geliştirmesi anlamına gelmektedir; “Savunduğum şu, bunu da şu nedenle savunuyorum” diyebilmelidir. Bir örnek verecek olursak, aynı kurumda çalışan iki kişiden biri “10 yıl sonra bu şirkette Genel Müdür olarak görev yapacağım” der, diğeri ise “10 yıl sonra emekli olup güneyde deniz kenarında bir ev alacağım” diyerek vizyonunu belirler. Kişilerin kendileriyle ilgili hikayeleri ya da kişisel vizyon bildirileri için başka bir sözcük “kimlik duygusu”dur. Kimlik duygusu, kim olduğumuzla ve neyi savunduğumuzla ilgili olarak kendimize anlattığımız hikâyedir. Aynı zamanda, kişinin bakış açısından kişilik tanımı yaparken kastettiğimiz şeydir.
Çağdaş Kişilik Yaklaşımı
Günümüzde kişilik yedi temel boyutta incelenmektedir. Bu boyutlar iç uyum, sosyallik, hırs, uzlaşılabilirlik, tedbirlilik, yeniliğe açıklık ve öğrenmeye açıklıktır. Boyutların temsil ettiği özellikler;
- İç Uyum: Kendine güven, özsaygı ve baskı altında sükunet yeteneği
- Sosyallik: Dışadönüklük, topluluk içinde bulunmaktan hoşlanma, sosyal etkileşim ihtiyacı
- Hırs: Rekabetçilik, liderlik potansiyeli
- Uzlaşılabilirlik: Sıcaklık, samimiyet, ilişkileri sürdürebilme yeteneği
- Tedbirlilik: Yaptığı işe özen gösterme, kendine hakim olma, çalışkanlık
- Yeniliğe Açıklık: Hayal gücü, merak, keşfetme potansiyeli
- Öğrenmeye Açıklık: Kendini geliştirmek için eğitim ve öğretimle ilgilenme, güncel kalabilme isteği
olarak özetlenebilir. Her birimizi farklı ve tek kılan, bu boyutların farklı bileşimidir.
Sonuç olarak kişiliği anlamak, bizi ve diğerlerini farklı kılan özellikleri anlamak “ne?” ve “neden?” sorularının cevabını bulabilmektir. Doğru işe uygun insanı bulmak, iyi bir iş lideri olmak, geliştirici bir ekip çalışması yapmak, yaratıcılığı desteklemek, işini severek yapmak, kendine kuruma ve topluma katkı sağlamak sürecinde kişilik, önemli ve kritik bir yol göstericidir.
Kaynak:
- Robert Hogan(2006), Personality and the Fate of Organizations,New Jersey: Lawrence Erlbaum Associates,Inc.

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *