Neden Sahte Yetenek Olunur?

Ruh sağlığı açısından sağlıklı sayılmanın ön koşullarından biri “sınırlarını kabul etmek ve onu sevmektir”.Bu durum ise ilk önce ailede de başlar eğitim kurumlarında ise devam eder. Burada ise çocuklarımızı yetiştirirken amaç şu olmalıdır, dünyada en iyi olacak çocuklar değil, dünya için iyi bir insan olan çocuklar yetiştirmektir.

Çoğunlukla büyük şehirlerin orta ve üst kültür düzeyine sahip ailelerinde özel bir çocuk yetiştirme tarzı gözlenmektedir. Çocuk daha dünyaya gelmeden anne baba çocuğa anlamlı ve onun hayat başarısını temsil edecek isim bulmak için derin bir uğraş içine girer ve onların yetiştireceği özel çocuğun çok özel ismi bulunur. Çocuklar kendilerini fark etmeye başlamadan çok daha önce yaptıkları her hareket alkışlanır ve aile özel bir çocuğa sahip olduğuna inanır. Bu konuda sadece ana baba değil, özellikle büyük anne ve babalar ön safta yer alır. Eğer ailede henüz evlenmemiş veya evlenmiş ancak çocuk sahibi olmamış teyze ve hala varsa, o da koronun en güçlü sesi olmak için ailenin diğer üyeleri ile yarışa girer. Böylece çocuk üç yaşına geldiğinde oynadığı bütün oyunları kazanmış, yaptığı her hareket için ”aferin” almış ve “her şeye kadir”, “her şeye hakim”, mitolojideki tanrılar gibi omnipotan (tüm güçlü) olduğuna inanır duruma gelmiştir.

İlk sorun bu inançla gittiği anaokulunda yaşanır. Kurallı oyun gruplarına girmek, bazı şeyleri arkadaşlarının kendinden daha iyi yaptığını görmesine ve böylece “gerçeklik ilkesi”yle tanışmak için ilk adımı atmasına neden olur. Daha sonra bir şey istiyorsa, kendisinin de bir şey vermesinin gerektiğini anlar ve “karşılıklılık ilkesi”yle tanışır. Ancak bu acılı ve sancılı bir süreçtir ve birçok çocukta sağlıklı bir şekilde geride bırakılamaz. Çünkü çocuk anaokuluna başladıktan iki üç gün sonra, gitmek istemediğini söyleyip ağladığında, çok kere anaokulunun aşırı anlayışlı yöneticileri öğrenci kaybetmemek için bir yol bulur ve çocuğa göre kuralları esnetirler. Böylece çocuk okul çağına gelir. 

Bu dönemde aileler çocuğa ikinci şoku yaşatır ve onu bir spor ve bir sanat faaliyetine dahil ederler. Hata bazen sportif etkinlik yazın ve kışın farklı olacak şekilde düzenlenir. Çocuk çok severek başladığı basketbol, tenis gibi bir sporda yedek kalmak, yenilmek gibi durumlarla karşılaşınca sportif etkinliğe son vermek ister; hastalandığını, karnının ağrıdığını söyler. Benzer durum sanatsal etkinlikler için de söz konusudur. Çoğunlukla erkek çocuklar piyanoya, kız çocuklar baleye yönlendirilir. Bir süre sonra onlarda da karın ağrıları başlar. Ancak çalışma hayatının içinde zorlayıcı koşullarda çalışan anne ve babaların anlayışı ve şefkatiyle karşılaşmak yerine görevlerin yerine getirilmesi gerektiği konusunda ders dinlerler. Bu durum 12-13 yaşlarına kadar sürer ve zorla güzellik olamayacağını herkes öğrenmiş olur.

Başarıya tapmak

Bütün bu gelişmeler sırasında çocuk derslerinde de başarılı olmak zorundadır. Başarı, değerli sayılmanın tek ölçüsüdür. Çocuğun kendini fark ettiği günden beri aldığı mesaj şudur: “Başarılı olursan iyisin, doğrusun, değerlisin ve güzelsin.” Başarılı olamamak ise felakettir. Çünkü başarısızlığın karşılığı şudur: “kötüsün, yanlışsın, değersizsin ve de üstelik çirkinsin.” Bunları kabul etmek mümkün olmadığına göre çocuğun dünyasında; takımı maçı kaybettiği zaman kabahat hakemde, sınavdan kötü not aldığında sorumluluk öğretmende, arkadaşlarıyla kavga edince hata onlardadır. Böylece yetişkin olma yönünde ilerleyen genç insan, hayatta değerli olmanın ve insan yerine konulmanın yolunun öncelikle yakın çevrenin, sonra da toplumun beklentilerini karşılamaktan, kısacası başarılı olmaktan geçtiğine inancı beynine ve ruhuna kazınır. 

Eğer süreç içinde başarısızlıklar yaşanıyorsa önünde üç yol vardır. Birinci yol, yukarıda örneğini verdiğimiz gibi başarısızlığın nedenlerini kendi dışında aramak, mazeret bulmak ve buna inanmak. İkinci yol, gerçekleri çarpıtmak, kendine göre yorumlamak başka bir ifadeyle yalan söylemek. Üçüncü yol da, fark edilmemesi için önlemler alarak hile yapmaktır. Bu konuda da fazla zorlanmaya gerek yoktur. Çünkü eğitim hayatı bu konuda toplu ve sürekli egzersiz yapmak için mükemmel imkanlar sunar. Daha açık söylemek gerekirse eğitim hayatı, yan yolların meşru olarak göstermek konusunda uygulamalı bir sahnedir. Kopya çekerek not almak ve sınıf geçmek “zaten herkesin yaptığı” bir şeydir. Dolayısıyla esas sorun yakalanmamaktır. Hasta olmadan rapor almak doğaldır. “Zaten sınavlara hazırlanırken herkes böyle yapar.” Çünkü raporu alan da, veren de, kabul eden de, onaylayan da bunun böyle olduğunu bilmektedir. 

Toplumun başarı kriterleri ise üç tanedir: Para kazanmak(zenginlik), güç sahibi olmak(statü), tanınan bir insan olmak(şöhret). Hayatı yirmili yaşlarının ortalarına kadar yukarıda saydığımız inançlarla yoğuran genç, toplumun başarı kriterlerini yerine getirmek için gerçekleri kendine göre çarpıtmayı, arkadaşlarının emeğini kendine mal etmeyi, yapmadığı masrafları yapmış gibi göstermeyi, kurumunun imkanlarını kendi adına kullanmayı iş hayatının doğal bir gereği ve “profesyonel” olmanın bir sonucu olarak görür. Yaptıklarını abartmak, hatta yapmadıklarını yapmış gibi göstermek onun için “pazarlamadır” ve günümüz iş hayatında çağdaş ve başarılı olmanın ön şartıdır. Zaten Anglosakson anlayış iş hayatını amoral olarak görmektedir. Aileler, çocuklarına Amerika’nın değerli üniversitelerinin bunu öğretmesi için büyük paralar ödemektedir. 

Hedefler tutmadığı zaman neden, ya piyasa koşullarının olağan dışı olumsuzluğu, ya sorumlu olduğu ürünün çok pahalı olması, ya kendi yöneticilerinin beceriksizliği veya rakiplerin etik olmayan uygulamalarına kendi kurumunun izin vermeyişidir. Bunları yaparken kendini rahatsız hissetmez, çok daha fazlasını yapan örneklerle kendini kıyaslayarak, kendisinin aslında çok etik ve ahlaklı olduğuna inanır. Böyle bir çalışan iş görüşmesi sırasında da, bir projenin yürütülüşü sırasında da, yıl sonunda performans değerlendirmesi esnasında da kendini hep haklı ve alacaklı hisseder. 

Sonuç

Ruh sağlığı açısından sağlıklı sayılmanın ön koşullarından biri “sınırlarını kabul etmek ve onu sevmek”tir. Bu önce ailelerin sonra da eğitim kurumlarının “dünyada en iyi olacak çocuklar değil, dünya için iyi bir insan olacak çocuklar” yetiştirmeyi amaçlamasıyla mümkün olur.

Diğer Makaleler

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked with *

Son Makaleler

En Çok Yorumlanan

Öne Çıkan Videolar

Hayatın Hakkını Vermek

Hayatın Hakkını Vermek | Prof. Dr. Acar Baltaş | TEDxIzmir

Mesleğimi nasıl seçmeliyim?

Kurumların yönetim felsefesini hayata taşıyan insan ve değişim projeleri üzerine çalışan Prof. Dr. Zuhal Baltaş, mesleğinizi nasıl seçmelisiniz konusu üzerine bilgi veriyor.

Hayalini Yorganına Göre Uzat

Prof. Dr. Acar Baltaş, TEDxAnkara'da yaptığı konuşmada istek ve başarı arasındaki ilişki ile "yatkın olduğumuz şeyleri hayal etmenin" önemini anlatıyor.

Öne Çıkan Kitaplar

https://bigritefit.com/tr/