Baltaş’ın tanımı ile “iyimserlik” olayların olumlu tarafını görme ve geleceğe dair olumlu beklenti içinde olmayla ilişkili olan durumdur. İyimserlik psikolojik sermayenin dört bileşeninden birisidir. İyimser insanlar ve iyimser olmayan insanlar yaşadıkları olayları faklı algılamaktadırlar. Bu iki taraf da kendilerine olayla ilgili bir sonuç çıkarıp bunu kabul ederler. İyimser olan bireyin hayatında daha çok pozitif çıktı olduğu bilinir. Eğer iyimser olmak bu kadar iyi sonuçlar veriyorsa, önemli hedeflere yönelik düşüncelerin de tümüyle pozitif olması fark yaratabilir mi? Psikolog Norem ve Cantor’un yaptığı araştırmalarda insanlar “stratejik iyimserler” ve “savunmacı kötümserler” olarak iki grupta tanımlanıyorlar. Araştırmalar sonucunda iki grubun da farklı şartlar altında iyi performansa ulaştığı kanısına varıyorlar. Yazar makalede iki psikoloğun karşılaştığı olaylar ile ilgili ayrıntılı bilgilere yer vermiştir.
“Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı?” tartışması hep süregelir ve ben hiçbir zaman karar veremem gezmenin mi, yoksa kitapların muhteşem dünyasının mı insanı daha fazla donatacağına. Bu yaz dönemi ilk bayram tatili kitaplarla, ikinci bayram tatili ise mini bir Ege seyahatiyle geçince kendi kendime ne kadar şanslı olduğumu düşündüm. Eğer çeviri kalitesi iyi ise Türkçesini okurum diye Michelle Obama’nın “Benim Hikâyem” kitabını heyecanla bekliyordum.
Bilirsiniz kitabın hikâyesi kadar, bu hikâyeyi Türkçe’ye çevirenin ne kadar iyi iş çıkardığı da kitabın çeviri olarak okunup okunamayacağını belirler. Çeviren Pınar Kür olunca hikâye aktı gitti. Felaketlerin, kötülüklerin, zaman zaman umutsuzluğun kol gezdiği bu dünyada Michelle Obama’nın kaleminden Obamaların, Amerika Birleşik Devletleri’nin Beyaz Saray’daki ilk Afrikalı Amerikalı başkanının hikâyesi içimi umutla doldurdu. Barack Obama’nın başkanlığa uzanan yolda önüne çıkan engelleri aşmasını sağlayan en önemli özelliklerinden bir tanesinin “iflah olmaz bir iyimserlik” olması beni çok da şaşırtmadı.

İyimserlerin gücü
Baltaş’ın tanımı ile “iyimserlik” olayların olumlu tarafını görme ve geleceğe dair olumlu beklenti içinde olmayla ilişkili olan durumdur. İyimserlik psikolojik sermayenin dört bileşeninden (umut, iyimserlik, öz yeterlilik, yılmazlık) birisi. Amerika Birleşik Devletleri’nde 1000 CEO’nun katılımı ile yapılan araştırmaya göre CEO’ların %80’i “çok iyimser” olarak puanlandı.1 İyimserlerin çalıştıkları işlerde çok daha fazla esneklik ve sebat gösterdikleri görüldü. Örneğin yüksek reddedilme oranı olan sigorta satış işlerinde iki yıllık süre içinde iyimserler kötümserlere göre %37 daha fazla satış yaptılar ve işlerini ilk bir yıl içinde terk etme oranı daha düşük oldu.
Psikolog Martin Seligman’a göre işler kötü gittiği zaman kötümserler olumsuz giden olayları kişisel (Berbat bir konuşmacıyım) olarak algılayıp bunu sürekli (Hiçbir zaman daha iyi bir konuşmacı olamayacağım) ve tüm yaşamlarını olumsuz etkilen bir durum (Çalışma arkadaşlarımın ve eşimin saygısını kaybedeceğim) gibi görüyorlar. İyimserler ise, tam tersine, bir sunumları bir mesajı es geçtiğinde, dinleyicinin mesajları için hazır olmadığını, daha fazla prova yapıp gelişebileceklerini ve diğer işlerde çok da iyi olduklarını düşünüp evlerine gittiklerinde güzel bir akşam geçirebiliyorlar.
Peki herkes birer iyimser mi?
Eğer iyimser olmak bu kadar iyi sonuçlar veriyorsa, önemli hedeflerimize yönelik düşüncelerimizin de tümüyle pozitif olması fark yaratabilir mi? Bir sunum yapacaksak tüm seyircilerin hayranlıkla dinlediğini hayal etmek, bir iş görüşmemiz varsa işin teklif edileceğini düşünmek gibi. Bu yaklaşımlar şahane gözükse de birçoğumuz için maalesef hayata taşıması kolay değil. Çünkü şaşırtıcı ama gerçek olan şu ki birçoğumuz “neden başarısız olacağımızı veya başarısızlık ihtimaline yol açacak nedenleri düşünerek” daha başarılı oluyoruz.
İki psikolog Norem ve Cantor’un2 yaptığı araştırmalarda insanlar “stratejik iyimserler” ve “savunmacı kötümserler” olarak iki grupta tanımlanıyorlar ve karşılaştırılıyorlar. Eğer stratejik bir iyimserseniz olabilecek en iyi sonucu hayal ediyorsunuz ve bunun olması için hevesli bir şekilde plan yapmaya başlıyorsunuz. Eğer savunmacı bir kötümserseniz, geçmişte başarılı olmanıza rağmen, bu sefer her şeyin farklı olabileceğini düşünüp kötü gidebilecek şeyleri hayal etmeye başlıyorsunuz. Eğer sunumu Türkçe yerine İngilizce yapmam gerekirse ne yaparım? İş görüşmesi yaptığım kişinin üstüne yanlışlıkla kahve dökersem ne olur? Ya kendi ismimi unutursam? Güven ve yüksek beklentilerin sonucu olarak, stratejik iyimserlerin savunmacı kötümserlerden daha iyi performans göstereceğini düşünebiliriz. Ancak Norem ve Cantor’n yaptığı araştırmaya göre savunmacı kötümserler daha kaygılı davranıyor ve kendileri için analitik, sözel ve yaratıcı işlerde daha düşük beklentiler belirliyorlar ama daha kötü performans göstermiyorlar. Bu kötümserliğe rağmen insan nasıl iyimserler kadar iyi sonuçlar alabildiklerini merak ediyor. Ancak ortaya çıkan şu ki bu kadar iyi sonuçlar almalarının nedeni aslında kötümserlikleri. Olumsuz düşünceler kaygıyı eyleme çeviriyor, kendilerini en kötü senaryo içinde hayal eden savunmacı kötümserler kötüsü için hazırlıklı olmaya ve daha fazla çaba sarf etmeye motive oluyor.
Sonuç
Stratejik iyimserler ve savunmacı kötümserler farklı şartlar altında iyi performans gösteriyorlar. Eğer savunmacı bir kötümserseniz ya da böyle birisini motive etmeye çalışıyorsanız etkili olacağını düşündüğünüz stratejiler sonuç vermeyebilir. İnsanların düşünce tarzlarıyla seçtikleri stratejinin örtüşmesi istedikleri sonuçlara ulaşmasını sağlıyor. Katıksız bir iyimserlik bazen toksik olabilirken katıksız bir kötümserlik de fazlaca kaderci olmaya itebiliyor insanı. Kendini tanımak yine en büyük anahtar. Şirketlerin bu noktada çalışanlarına sağlayabilecekleri en büyük destek kendilerini tanımaya olanak veren projeler, eğitimler, geri bildirimler, yetenek geliştirme programları oluyor.
Kaynakça:
- Grant A. The positive power of negative thinking [İnternet]. Uygun erişim: https://www.linkedin.com/pulse/20131015140307-69244073-the-positive-power-of-negative-thinking
- Norem JK, Cantor N. Defensive pessimism: harnessing anxiety as motivation. Journal of Personality and Social Psychology 1986; 51(6): 1208-1217.

Leave a Comment
Your email address will not be published. Required fields are marked with *