Tüm çeşitleri ile stres, her ne kadar istenmeyen duyguları beraberinde getirse de aslında insanı tehdit ve zorluklara karşı canlı tutan bir tepkidir. Bu farkındalıkla, içinde bulunduğumuz değişim-dönüşüm sürecinde kurum stratejilerinde güncel ve rekabetçi kalabilmenin anahtarı, insanı güçlendiren “iyi strese” odaklanmak ve onu yönetebilmekten geçiyor. Makale, teknolojiyi bir tehdit değil, verimlilik ve yaratıcılığı destekleyen bir araç hâline getirmenin yollarını ele alıyor.
Tüm çeşitleri ile stres, her ne kadar istenmeyen duyguları beraberinde getirse de aslında insanı tehdit ve zorluklara karşı canlı tutan bir tepkidir. Bu farkındalıkla, içinde bulunduğumuz değişim-dönüşüm sürecinde kurum stratejilerinde güncel ve rekabetçi kalabilmenin anahtarı, insanı güçlendiren “iyi strese”1 odaklanmak ve onu yönetebilmekten geçiyor.
Kimin kuşağı daha sıkı?
X, Y, Z … ya da başka kategoriler altında tanımlansa da farklı değerler ve teknik öğretilerle yetişmiş kuşakların beraber çalıştığı ortamlar, bir taraftan kuruma zenginlik katarken, diğer taraftan uyum sorunları baş gösterebiliyor.
Teknolojinin hayatımıza kattığı yenilik ve kolaylıkları bir kenara bırakıp, yarattığı kaygı etkisini ele alırsak, bugün geldiğimiz noktada teknolojinin gelişiminden ve yaşamlarımızı değiştirme gücünden tüm kuşaklar kendi payına düşeni aldı. Kimi hız ve beceride geri kalmanın özgüvensizliğini yaşarken, kimi de iletişim ve empatide açığı kapatmak durumunda. Ancak herkesin ortak bir konusu var ki; o da belirsizlik ile beraberinde gelen endişe ve mutsuzluk.
Dijitalleştiremediklerimizden misiniz?
Teknolojiye ayak uydurmakta direnen uzman kadroların vedalaşmakta zorlandıkları bilgi gücünün yerini, bilgi ve beceride dönüşüm sağlanmadığında iş kaybı endişesi alıyor; bu da kurumda dijital süreçlerden beklenen ivmeyi düşürebiliyor. Bu sebeple kurumun gelişim ve kariyer planı mesajlarında, otomasyona geçen işlerin amacının aslında insandan vazgeçmek olmadığını, çalışanları işin farklı boyutuna yönlendirmek olduğunu anlatmak önemli.
Bu amaçla, samimi geribildirimlerin ve becerileri dönüştüren gelişim programları sağlamanın etkisi, teknostresi azaltmada güçlü bir destek sağlıyor.

Yeni beklenti: İşveren bağlılığı
Kariyerine yeni başlayan, az deneyimli kuşaklar içinse değer katma motivasyonu, önceki kuşaklardan farklı bir değer görme beklentisine bağlı olarak ortaya konuyor. Çalışan bağlılığının çokça tartışıldığı bu dönemde, yeni kuşakların işverenin de aynı şekilde çalışana bağlılığını sorguladığı bir döneme geçiliyor. Geleneksel çalışma modelini zorlayan çalışanların işverenden beklentisi, teknolojinin sağladığı esneklik ile iş ve özel yaşam alanının dengelenmesi yönünde.
Özellikle teknolojiyi benimseyen ve iyi kullanan çalışanlara gelen ilave sorumluluk talepleri, ekiplerde görev dağılımı dinamiklerini olumsuz etkileyerek, sürekli çevrimiçi olma baskısını tetikliyor. Bu anlamda önceki kuşakların bir yan hak veya statü olarak almaktan oldukça memnun olduğu teknolojik araçlar yeni kuşaklar için, kendisinden “her an erişilebilir olma” beklentisi nedeniyle özel alanı ihlal kapsamında çok da cazip karşılanmayabiliyor.
Dolayısıyla işleri ve süreçleri dönüştürürken, ekiplerde görevlerin dengeli dağılımını sağlamak, çalışanların tükenmişliğiyle birlikte kurumun iş sürekliliği açısından önemli olan yedekleme riskini de azaltmaya yardımcı oluyor.
Tüm tuşlara aynı anda basmak
Teknolojinin hayatımıza getirdiği hız ile ortaya çıkan yeni ihtiyaçlar, beklenmeyen gecikmeler ve değişen öncelikler aynı anda çok fazla sayıda projeyi yürütme çabasını oluşturabiliyor. Bu durum zamanla iş ortamında yorgunluğa, motivasyon kaybına hatta ciddi bir kaosa neden olabilir. Sonuç olarak hedeflenen verimliliğe ulaşmak zorlaşabilir.
Bu durumda ihtiyaçları düzenli olarak sorgulayarak yalın bir yaklaşımla sadece öncelikli projelerle ilerlemek düzenin tekrar sağlanması için rahatlatıcı bir çözüm yolu olabilir.
Bazen en akıllıca karar, vazgeçmeyi bilmektir.
Teknostresi yönetmenin formülü
Kabul edelim ki teknostres artık bizimle. Çünkü teknoloji değişimi tetikler, değişim stres yaratır ve değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.2 Kurumlarda teknolojik değişimin getirdiği zorlukları kabul etmek, enerjiyi doğru alana yönlendirip net bir odak belirlenmesini sağlar. Teknolojinin sağladığı avantajlar ile zamandan ve mekândan bağımsız olabilen yeni çalışma hayatını, insandan bağımsız bir model olarak tasarlamak doğru olmaz. Bu kabulle, insan odağını sürdürmek ve insan kaynakları stratejilerinde açık iletişim, sürekli gelişim ve iş birliği kültürünü teşvik etmek iyi bir dönüşüm altyapısı sağlar.
Böylece, teknoloji stres kaynağı olmak yerine yaratıcı çözümler üretmek, zamanı ve veriyi iyi kullanarak çalışanların performansını yükseltmek için bir araç haline gelebilir.
Teknolojinin bir araç olduğunu bilen “insan”a ise, hem kendini hem de bu aracı bilinçli yöneterek verimliliği ve huzuru korumak kalıyor.
“Kendini yönet, dünyayı yönetecek gücü bulursun.”3
Antik yıllardan itibaren temelde insanın endişesi, stresi değişmiyor. Değişen sadece araçlar ve yönetimi.
Kaynakça:
- Spielman RM, Jenkins WJ, Lovett MD. What is stress? Psychology 2e. Houston (TX): OpenStax; 2020 [İnternet]. Uygun erişim: https://openstax.org/books/psychology-2e/pages/14-1-what-is-stress
- Antik Yunan filozofu Efesli Herakleitos’a ait söyleyiş (MÖ 6. yüzyıl).
- Antik Yunan filozofu Platon‘a (Eflatun) aittir (MÖ 4. ve 5. yüzyıl).
